Blog Arşivi

22 Ağustos 2022 Pazartesi

MESCİD-İ AKSA’DA KADIN

"Zamanın Meryem’i Olmak"

Nimet Yılmaz

(Emekli Uzman Vaiz) 

“Tanıklığım kayda geçsin diye bütün telaşım.” derken zihnim, uzaklardan ses veren sabah ezanında duyulan ismi hürmetine… Hamd O’na… Şükür O’na…

İki bin on altı yılı Ramazan ayının itikâf günlerini, son demlerini iki kutsal mekânda –önce Kudüs sonra Mekke- geçirmeyi lütfedene binlerce şükür. Din görevlisi olarak bulunduğum o muazzam yolculuktan zihnime adeta kazınanlara sizi şahit kılmak üzere buradayım. Yaşadıklarımın gönlüme bıraktıkları ise bambaşka.”Yazsam roman olur.” derler ya öyle! Gönül cenahımı, gönül cenahınızla buluşturup başlayalım mı unutamadığım unutulmaz Kudüs hatıratıma? Başlamadan şunu söylemeliyim size; üç gece dört gün süren Kudüs yolculuğumuzda her ne kadar irşat görevlisi olarak bulunsam da bütün ziyaretlerde mihmandarımız vardı ve onun rehberliğinde oradaydık. Grubumdaki kadınlarla sürekli ilgilenmemle beraber, bu sayede kendi adıma da bu kutlu mekânda yaşama imkânı buldum.  Kudüs’te şahit olduğum ve bana dokunan kadın hikâyelerini aktaracağım size, özellikle Mescid-i Aksa’da hayatıma- bir daha çıkmamak üzere- giren kadınların hikayelerini.

Kudüs Sevdasında Buluşan Gönüller

Cuma namazı için hazırlıklarımızı yapıp Mescid-i Aksa’ya yürüme mesafesinde olan otelimizden çıkıyoruz. Otuz altı kişilik kafilemizin on dördü kadın. Yanım yörem hanımlarla sarılı olarak geçiyorum caddeleri, sokakları ve Harem’in bir kapısından süzülüyoruz içeri. Dün gece geldik Kudüs şehrine. Yatsı ve Teravih namazlarımızı Kubbetü’s-Sahra’da eda ettik cemaatle, şaşkınlık ve hayranlık içinde. Şimdi aynı duygularla gözümüzü, gönlümüzü sapsarı kubbesine çevirmiş, bahçesinde bulabildiğimiz boş saflara yerleşiyoruz. Ramazan ayında itikâf günlerinde yoğunluktan dolayı Aksa Mescidi erkeklere tahsis edilmiş, kadınlara da Kubbetü’s-Sahra ve bahçesi. İkindi sonrası erkekler burayı kadınlar da mescidi belli bir zamanda ziyaret edebiliyor. Kadınlarla dolu bu bahçede Cuma namazı için erkenden yer bulup oturduk grubumla. Cuma namazı ile ilgili bilgi veriyorum onlara. İstanbul’dan Mersin’e, Maraş’tan Konya’ya Aksaray’a bir Türkiye mozaiğine konuşuyorum; genç yaşlı, köyden kentten ama gözleri ışıl ışıl Kudüs sevdalılarına anlatıyorum. İlk şahitliğim onlara, selam ile muhabbetle.

Duruşu İzzet Gülüşü Cennet

Aynı safta namaz için bekleştiğimiz Filistinli kadınlar var. Aralarında bir yüz fark ediyorum. Gözlerim gözlerine değince kadim bir dostluğun ifadesi bir gülümseme yayılıyor çehresinden. Gülüyor, gülüşü cennet kadın. Yüreğime ateş basıyor ya, hava da bir o kadar sıcak. Güneş tepemizde kaynıyor sanki. Gülüşü cennet kadın yerinden dikiliyor, sesleniyor etraftaki erkek çocuklarına, su istiyor, sesleniyor. Az bir zaman sonra kasasında, ellerinde su dolu bidonlar, şişeler taşıyan çocuk ve gençler bulunan eski basit motorlu bir taşıt geçiyor safların önünden ve çocuklar gençler ellerindeki bidon ve şişelerdeki suları döküyor, sallıyor saflara doğru. Üstlerine başlarına su isabet eden kadınlar, çocuklar gibi şen. Çocuklar, bir bayram havasında, ıslanmış halleriyle neşeyle cıvıldaşıyor. Üzerlerine dökülen su ile rahatlayan kadınları ve çocukları seyrediyor o gülüşü cennet kadın.  Ben de onu seyrediyorum; yoklukların içindeki varlığı keşfeden, bulan, çözen, duruşu izzet gülüşü cennet kadını.

Mushaf’ı Tuta Tuta, Mushaf’a Baka Baka

Kubbet’s-Sahra’da teravih namazındayım. Ön safımda bir yaşlı teyze, kıyama kalkınca Mushaf’ını açıyor ve imamın okuduğu ayetleri takip ediyor. Her rekatta bir sahife okunuyor ve Ramazan boyunca bir hatim tamamlanıyor. Teyzemin Mushaf’ı gayet büyük. Neredeyse iki elini yanlara açarak taşıyor teyzem Mushaf’ını. Mushaf ve elleri kıyam boyunca görüş alanımda;nazlı nazlı tutuyor, bir ucundan da yüreği tutuyor belli. Benim kollarım yoruluyor onun yorulmuyor. Mushaf’ı ile hemhal olmuş bu güzel kul, beni hayran bırakıyor kendisine. Mushaf’ını tuta tuta, Mushaf’ına baka baka, Hak huzurunda olmanın zevkini bana gösteren kadın.

Dünyanın En Anlamlı Hediyesi

Bir namaz çıkışı serbest zamanda ben yine keşifteyim. Mekâna sinmiş zamanın peşindeyim. Kubbetü’s-Sahra’nın etrafında olan bitenin derdindeyim. Çıkış kapısının yan tarafına dolandım. Altı yedi kadın, derme çatma sandalyelere oturmuşlar. Kadınlardan biri sesli olarak Kur’an-ı Kerim okuyor. Hepsinin ellerinde Mushaf var. Takip ediyorlar. İçlerinden biri okuyanı ikaz etti, hatalı okuduğu bir meddi gösterdi, okuyucu düzeltti ve okumaya devam etti. Memleketimden bir manzara gibi ama farkı eğitimin de dahil olması bu kadınların Kuran toplantısına. Büyük bir merakla yaklaştım. Boş bir sandalyeye ilişip hoca hanımdan gözlerimle izin isteyip izni bir baş hareketi ile kapıp hemen Kuran halkasına dahil oldum. Sayfa bitince sıra ile herkes okuyordu ve sıra bana geldi. Kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Yüzlerce topluluğa Kuran tilavet etmiş biri olarak bu mecliste okumayı her şeyden çok istiyor hem de çekiniyordum. Okumamı istediklerinde nasibime düşen ayetleri büyük bir heyecanla okudum. Sayfadan yüzümü kaldırdığımda bana memnuniyet ve tebrik dolu gözlerle baktıklarını gördüm. Şaşkınlığım devam ederken yanımdaki kardeşim Mushaf’ını bana uzattı ve almamı istedi. Ellerimin arasına bana hediye ettiği Mushaf’ını bıraktığında, ikimizin gönlü bütün sınırları aşıp zamansız mekânsız buluşmuştu bile ve öyle de kaldı. İçinde özel notlarının da olduğu Mushaf’ını bana hediye eden kardeşime buradan selam olsun!

Zamanın Meryem’i Oldunuz!

Şahitliğinize sunacağım son kadın hikayesi, bizim grubun kadınlarının hikayesi. Hani demiştim ya erkeklerin itikâfa girmesi sebebiyle Aksa Mescidi kadınlara kapalı, sadece ikindi namazı sonrası belli süre ve şartlarda kadınlar alınıyor diye. Bundan dolayı bizler de Kudüs şehrindeki son günümüzün ikindi namazı sonrası mescidi ziyaret için erkek hocamız vasıtasıyla gerekli iznimizi aldık ve hazırlığımızı yaptık. İçerisinde Hz. Meryem’in ve Hz. Zekeriya’nın odalarının da bulunduğu ve büyük bir heyecanla ziyaret etmek için an saydığımız mescidin kapısına kadar geldik şükür. Erkek hocamız içeriye bir göz atıp yanımıza geldi ve içerisinin çok kalabalık olduğunu, girmememizin daha iyi olacağını söyledi. Şaşkın ve üzgündük. Buradan mescidin içini görmeden, en azından iki rekât namaz kılmadan ayrılmak istemiyorduk ve başka da zamanımız yoktu; yarın sabah Kudüs’ten ayrılacaktık. Ya şimdi içeriye girecektik ya da belki de hiçbir zaman. Erkek hocamıza ”İznimiz var mı? Görevliler biliyor mu?” diye sordum. “Evet, ama içerisi çok kalabalık, her yerde erkekler var, girmeseniz daha iyi olur.”cevabını aldım. Hanımlarla küçük bir istişare sonunda ne olursa olsun iznimizi kullanarak ziyaretimizi yapmaya karar verdik. Ve bu durumu hocamıza söyledik. “İçerideki erkekler bize müsaade eder hocam! Siz bize yolu açın yeter.” dedim. Sağolsun hocamız gönüllü olmasa da bizi kırmadı. Önümüzden yolumuzu açarak bizi Hz. Meryem’in ve yanındaki Hz. Zekeriya’nın odasına kadar getirdi. Erkekler uzanmışlar bir kısmı da ibadet ediyordu. Şükür içerideydik ama namaz kılacak imkân yoktu. Bu mübarek mekândan secdesiz ayrılmaya gönlümüz el vermiyordu. Rica minnet tek tek odadaki erkekleri çıkartıp on dört kadın Hak huzuruna durduk, rükû ettik, secde kıldık. Dilimiz ve gönlümüz şükürde ve duada ziyaretimizi tamamladık. Mescitten çıktığımda, karnındaki yavrusunu mabede adayan annenin yaşadıklarını ve kızı Meryem’in bu topraklardaki hissiyatını adeta tecrübe etmişçesine bambaşka duygular içindeydim. Hep beraber mescidin kapısından çıkınca, dudaklarımdan biranda şu cümlenin dökülüşünü hiç unutamıyorum: Hanımlar! Zamanın Meryemleri oldunuz!”

Rabbim, şahitliğimizi kabul buyursun!  (Âmin)


Bu yazı İstanbul Müftülüğünün bir yayını olan Din ve Hayat Dergisinin "Kudüs" konulu 44. sayısında yayınlanmıştır.




 

 

VAKIF KURAN KADINLAR

F. Hil âl  FERŞATOĞLU ADRB İl Koordinatörü/Vaiz “Ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden b...