Halime Yıldız
(İstanbul İl Müftü Yardımcısı)
Çağırır mısın yeniden şu mücrim kulunu? Yeniden temizlenmesi, arınması, yeniden yaratılışın ilk merhalesine dönebilmesi için.
Görün bakın toprak bedenden ne güzellikler fışkırıyor.
Hakikatin kendisini, perdeyi aralayıp seyredin... Meleklerden üstün yaratılışı
temaşa edin doya doya. Dünyalık ve dünyadan hiç bir zinet olmaksızın cemalin
nasıl olacağını idrak edin. Yok mavi, siyah, beyaz, kumral, uzun, kısa sanki
üflenen ruh bedenleri ihata etmiş hepsi aynı. İçler dış, dışlar iç olmuş.
Gücü yetenler gelsin diye davetiye çıkarıyor. Mevlana’nın
"Ne olursan ol yine gel!" sözü sönük kalıyor O’nun çağrısının
yanında. Lebbeyk nidasını sadrınızla söylüyorsunuz. Diller gönülde
olana kifayetsiz tercüman oluyor. Konuşabilseydi, dile gelebilseydi diller
neler söylemezdi. Yücelerin yüceliğini tüm zerrelerinizde idrak ediyor,
eziliyor, eziliyor küçüldükçe büyüyorsunuz. Gözler iştirak eder kulluğunuzun
itirafına. Dökülür içi temizlemek için yaşlar. Ne firavun ne karun hisleriniz
kalır yüreğinizde. İtmi’nan olmuş İbrahim, Müslüman olmuş İsmail, olmuşsunuz.
’Beni bende demen bende değilem, bir Ben vardır bende benden içerü’ dizeleri
içselleşiyor. Kal`den hale, halden başka hallere geçiyorsunuz. Yaşarken ölü mü
yoksa ölüyken yaşar mısınız? Ne önemi var ki, yaşamanın yalnızca hava almak
olmadığını keşfeder, nefesi idrak edersiniz. Zaman zaten yoktur hatırınızda,
gelecekten ve geçmişten beri anı yaşarsınız. Kabuktan sıyrılıp öze
ulaşmışsınız. Kabukların değersizliği içe ulaşılınca anlaşılırmış. "Ve
nefahtu min ruhi" ayetini ilk defa keşfediyormuş gibi irkilirsiniz. İblis
gibi zahire kapılmanın felaketini kavrar tevbe edersiniz hem de nasuh
tevbesiyle. Her anım şu andaki gibi olsaydı diye hayıflanır Yunus’un
balık karnındaki tevbe sözcükleri dizilir ardı ardına “Senden başka, ilah yok,
ben zalimlerden oldum. Eğer beni bağışlamaz ve beni affetmezsen kaybedenlerden
olurum" Kaybedenlerden eyleme Ya Rab! İlk defa bu kadar yaklaşmışken
kulluğun bilincine hüsrana uğratma!
İşte‚ "urvetu’l-vuska’yı" bulmuş ve sımsıkı
tutunmuş ve Yakin olana yakin olarak inanmışken gerisin geriye dönmek…
Dünyadayken cenneti yakalamışken onu yeniden kaybetmenin acısıyla yanıp
tutuşursunuz. Hiç bitmesini istemediğiniz bir rüyadan uyanma
korkusuyla gözlerinizi daha sıkı yumarsınız.
İmanın tadına varabilmeyi isterdik oraya gitmeden önce.
Olamayacağını düşünür hatta belki de imkansızlığına karar verirdik. O Hz.
Muhammed (sav), o Ebubekir (ra), o Ali (ra) der işin içinden çıkmaya
çalışırdık. Varılıyormuş tadına, lezzetine. Ebubekir gibi duymadan,
görmeden Sıddık’lardan oluvermişsiniz...
Tadı damağınızda kalarak döner ve dua edersiniz: Ya Rab! Gitmeyenlere gidemeyenlere de davetiye gönder. Bilmiyorlar, hacdan bihaber olanlara da nasip et; bütün ümmet-i Muhammed’e ve bana da Ya Rab! Bir daha nasip et! Bütün hücrelerim doya doya tatsın imanın tadını, haccın tadını... Dünyalık zevklere, zinetlere, ihtiraslara, günahlara batmış olan bedenim ve kalbim arınmak ister, dünyalık bir fırsat daha ver Ya Rab!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder