Blog Arşivi

3 Temmuz 2022 Pazar

YERYÜZÜNDE İLK BABA OLMAK; "KUR’AN NAZARINDA BABA"

Halime Yıldız

(İstanbul İl Müftü Yardımcısı)

Baba, konumu itibariyle, otoriteyi, saygınlığı, güveni, hakkı itibariyle de ona karşı yapılması gerekli olan saygıyı, itaatı ve hüsnü muameleyi ifade eder. Şüphesiz, yaratılmışların en şerefli varlığının, yeryüzünü şereflendirmesine vesilesi olması bakımından ona hürmet, saygı ve iyi muamelede bulunmak yeterli bir sebeptir. Buna ilave olarak aile reisi olarak ailesinin nafakasını helalinden sağlayan, hayat tecrübesiyle evlatlarının yolunu açan, onlar için daima hayırlı ve iyi olan şeyleri düşünen ve bunun için gayret sarf eden, çoğu zaman kendinden çok ehlini düşünen bir babanın elbette ki hakkına riayet, üzerinde durulması gereken ana düsturlardan biridir.

Bu nedenledir ki Allah-u Teala pek çok ayetinde ana-babaya iyiliği emreder. “Rabbin “kendisinden başkasına ibadet etmeyin, ana-babaya iyi muamele edin” diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererse, sakın onlara “öf” bile deme. Onları azarlama, onlara çok yumuşak ve tatlı söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını indir. Ve “Ya Rabbi, onlar beni çocukken nasıl bakıp büyüttülerse, sen de kendilerine öylece merhamet eyle!” de.” (İsrâ, 17/23-24)

Kur’an-ı Kerim’de geçen baba figürlerinin çoğu peygamberledir. Pek çoğumuzun zihninde peygamber tanımı Allah’tan vahiy alıp onu insanlara aktaran bir insan olarak canlanır. Çoğu zaman sosyal hayatın içinde, bir baba, eş, dost, komşu ya da bir meslek erbabı olarak aklımıza gelmez. İlahi vahiy aslında bu hususa da dikkat çeker. Zira din, hayatın tüm alanını kuşatır. Şu halde bize en güzel rol-model olan peygamberlerin kıssalarının bu çerçeveden de okunması elzemdir. Bu okumalar bize Kur’an’da bahsi geçen çoğu peygamberlerin aile hayatlarında edinmiş oldukları baba rolünü de nasıl sağlıklı bir şekilde gerçekleştirdiğini görmemizi sağlar.

Tüm İnsanların Babası/Atası: Çok klasik ve belki de tedavülden kalkmak üzere olan bir ifademiz vardır: “nihayetinde hepimiz kardeşiz, babamız Âdem.” Evet ilk insan ve yeryüzünün ilk babasıdır Hz.Âdem. Kur’an-ı Kerim, bu noktaya dikkat çekmek üzere kıyamete kadar devam edecek zürriyetinin tamamı için “beni Âdem” (Âdem oğulları) tamlamasını kullanır. Bu kavram aslında tüm insanlar için oldukça öneme sahiptir. Zira mekan ve zamanı aşan insanları ortak bir noktada toplayıp düşünmesini sağlayan bir ifadedir. Nihayetinde rengi, dili, dini ne olursa olsun Âdem’de birleşme duygusu bizi çok özel bir duyguya sevk eder. Ayrıca ilk babamız bize insan nedir* sorusunun cevabını da verir: Akıl sahibi olduğu kadar aldanan, özgür iradeli olduğu kadar günah işleyip tövbe edebilen, peygamber de olsa en ağır imtihana tabi tutulan, üzülen, sevinen, seven  bir beşer. Hz. Âdem, Kur’an’da bir ebeveyn olmaktan çok sanki tüm insanların babasıdır. Bu nedenle oğulları Habil ve Kabil kıssası da isimleri zikredilmeksizin “Âdem’in oğulları” tabiriyle babaları Âdem’e izafe edilerek bahsedilir. Ama olay, Hz. Âdem dahil edilmeden ele alınır. Tüm bunlara rağmen onun, yeryüzünde daha önce hiç örnekliğini görmediği,  “baba” olma duygusu hissetmek ve anlamak pek mümkün olmasa gerek. Ancak bir yorum yapacak olursak, bugünün babalarına tevarüs etmiş bir baba rolünde olduğunu söyleyebiliriz.

Evladıyla En Ağır İmtihana Tabi Tutulan Baba: Âdemoğlu hızla çoğalmaya başlar. Çoğaldıkça doğruluktan, hak yoldan sapmalar baş gösterir. Çoğalma hızı kadar azgınlık hızı da artar. Hatta o raddeye varır ki yeryüzünün bu necasetten arınma vakti gelir. Hz. Nuh kavmi arasında bin yıl kadar yaşar da kulakları hakikate kapalı, gözleri hakikate kör insanları bir türlü doğru yola iletemez. Nihayetinde ilahi emir ona bir kurtuluş gemisi yapmasını söyler. Tüm bu süreçler Kur’an’da anlatılırken bir sahne okuyana sunulur ki sadece gözler değil yürekler ağlar. Hz. Nuh, necat gemisine çağırır insanları ve tabi ki ailesini: “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de)  bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi” (Hud,11/42). Hz. Nuh candan bir baba olduğunu oğluna seslenişinde gösterir: “ey oğulcuğum!”…Belki yürekten gelen bu seslenişe kulak verir düşüncesiyle. Bir baba olarak onu an be an eriten oğlunun boğulması idi. Hz. Nuh, oğlu için rabbinden “babalık” statüsünü dillendirerek onun için kurtuluş istedi. 

"Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi…” (Hud,11/45). Yalnızca biyolojik olarak baba görülmenin ve baba olmanın yeterli olmadığını Yüce Allah şöyle beyan eder:“ "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."

Allah, baba duyarlılığı ile hakikat karşısında bir baba duruşunun nasıl olması gerektiğini Hz. Nuh başta olmak üzere bugünün babasına açıklar. Hidayet istemeyen kul velev ki canından bir parça oğlun olsa da babalarının dini değil hür iradeleriyle kendi seçtikleri din Allah, onlara böyle bir tercih yapabilme selahiyeti tanıyor. Şu halde Allah, baba olmak her şeye gücü yetmek anlamına gelmediğini, babanın görevinin uyarı/terbiye ve davet/nasihatten ibaret olduğunu anlatır. 

Evlatları Sebebiyle Sabrı “Güzel” Eyleyen Baba: Bir hüzünlü baba hikayesidir Hz. Yakup kıssası. Kaybettiği Yusufuna mı, Yusuf’u kaybeden evlatlarına mı yansın Yakup? En güzel kıssa olarak tanımlanan Yusuf kıssası aynı zaman da Yakub’un da kıssasıdır. Yusuf’una diğerlerinden farklı bir sevgi gösterisinde bulunduğu iddiasıyla en acımasız cezayı veren diğer oğullarına karşı sarf ettiği cümleleriyle Hz. Yakub’u bugüne taşımak gerekir. Hakikatin ne olduğunu bildiği halde, yalanı hakikat diye yutturmaya çalışan evlatlarına karşı tutum ve davranışı onları dışlamaya değil kazanmaya yönelik bir adımdır. “Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: "Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah'tır." (Yusuf, 12/ 18)

İkinci kez aynı imtihanla karşılaşan Hz. Yakub aynı ifadeyi kullanır. Gözlerine düşen ak hüznünün göstergesi olsa da oğullarına çağrısı oldukça düşündürücüdür: "Ey oğullarım! Gidin Yûsuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez." (Yusuf, 12/87)

Tüm imtihanlara ve imtihan vesilelerine karşı güzel bir sabırla karşılık veren Yakup (a.s) nihayetinde güzel bir karşılık bulur.  

Ölüm döşeğinde evlatları ile arasında geçen diyalog da Hz. Yakub’un bir diğer baba örnekliğini bize sunar:

“Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.” (Bakara, 2/133)

İffetli Edepli İki Kız Babası: Geçimlerini ağırlıklı olarak ticaretle sağlayan Medyen halkına gönderilen Şuayb peygamber onlara inançlarından ve ticaretlerindeki sapmalarından dolayı gönderilmişti. Kur’an, Şuayb peygamberi aynı zamanda iki kız babası olarak da tanıtır. İleri yaşı sebebiyle hayvanlarının otlatma ve sulama işi iki kızı tarafından yapılmaktadır. Hz. Şuayb’ın kızlarının tasviri çok anlamlıdır. Aynı dönemin peygamberi olan Hz. Musa da firavun’un zulmünden kaçmış bu beldeye gelmiştir. Hayvanlarını sulamalarına yardımcı olan Hz. Musa’nın bu tavrı kızların takdirine şayan olur ve durumu babalarına anlatırlar. Hz. Musa’nın yanına gelen kızın tasviri ayrıca çok önem arz eder; Hz. Musa’nın yanına gelen Şuayb’ın kızı babasının talebini ona hayâlı, ağır başlı, onurlu, vakarlı bir şekilde iletir.

Şuayb (a.s)’ın kızları ile iletişiminin de ne kadar sağlıklı olduğunu da yine kıssasın anlatımında buluruz: “(Şuayb'ın) iki kızından biri: Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandır, dedi.” (Kasas, 28/26)

Bugünün babalarına örneklik teşkil edecek bir tavır da bir baba olarak Şuayb peygamber kızlarından birini Hz. Musa ile evlendirme teklifinde bulunmasıdır.

Evlat Sahibi Olmak ve Olmamakla İmtihan Edilen Baba: Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin en çok okuduğu duadır Hz. İbrahim’in duası: “Ey rabbim, bana Salih olanlardan bir çocuk ihsan et!” (Saffat, 37/100). İlerleyen yaşına rağmen evlat sahibi olmak için Allah’tan ümidini kesmeyen Hz. İbrahim’e Allah, iki evlat nasip eder. Benzer bir anlatım İki büklüm saçı sakalı ağarmış olarak baba olan Zekeriya peygamber için de vardır. Bu dua, Hz. İbrahim’i İsmail ve İshak’ın babası yapmakla kalmadı tüm ilahi dinlerin atası yaptı. 

Hz. İbrahim kendisine verilen bu iki nimet için rabbine şöyle niyaz eder: "İhtiyar hâlime rağmen bana, İsmâil ve İshâk'ı veren Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim duâyı (elbette) işitendir (kabul edendir) (Rad,14/39)

Şüphesiz bir nimete sahip olmak da olmamak da birer imtihandır. Hz. İbrahim birinci imtihanının neticesinde Allah ona İsmail ve İshak’ı müjdeler. Ama ardından belki birincisinden daha ağır bir imtihan karşısına çıkar; İsmail’ini kurban etmek… İlahi emre boyun eğen Hz. İbrahim kıyamete kadar devam edecek olan güzel bir ibadete... 

Baba oğul verimli zaman geçiriyor. Kabe’nin inşasında Hz İbrahim ve oğlu İsmail birliktedir.

Eğitimci Bir Baba: Hz. Lokman, günümüzde de çocuk eğitimi konusunda üzerinde pek çok çalışmaların yapıldığı bir baba olarak karşımıza çıkar. Bir babanın çocuğuna hitap şekli, eğitimin içeriği ve yöntemi gibi pek çok hususlar Hz. Lokman’ın oğluna nasihatlerinin anlatıldığı ayetlerden çıkarılır. Hatta Gazzali başta olmak üzere evlada nasihatlar şeklinde değerlendirebileceğimiz pek çok yazının da ilham kaynağıdır diyebiliriz. Hz. Lokman, öncelikle bir sözün kalbe girebilmesi için o sözün giriş kelimesinin çok önemli olduğundan hareketle oğluna, tüm sevgisini, yakınlığını ifade eden   “ya büneyye - ey oğulcuğum/yavrucuğum”  diye seslenir. Ardından vermiş olduğu öğütler dikkatlice okunduğunda bir Müslüman şahsiyette olması gereken inanç, ibadet, ahlak ve edep gibi tüm esasları içerdiği görülür. Yine yalnızca yap, yapma şeklinde değil, gerekçelerine dayandırılan, edebi sanatların kullanıldığı bir anlatım vardır.

Dost Edinilmeyen, Yolundan Gidilmeyen Babalar: Hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim yine karşımıza bir hakikati daha çıkarır: Dost edinilmemesi gereken babalar da vardır. " Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir. " (Tevbe, 9/23)

İbrahim(a.s)’ın babası bunun en bariz örneğini teşkil eder. Bu yasaklama, doğru yoldan sapan kim olursa olsun onun yanlış olan sözlerine itibar etmeme,  yolundan gitmeme ve yaptığını onaylamama anlamına gelir. Babanın, eleştiriden uzak, körü körüne itaat edilmesi gereken bir otorite olarak kabulü onu ilahlaştırmak manasına gelir ki yine bunun tarihte örneklerini de Kur’an şöyle beyan eder:  " Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi? " (Maide, 5/104)  

Babaya Dua:

“Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım. " (Ahkaf, 46/15)

“Ya Rabbi, onlar beni çocukken nasıl bakıp büyüttülerse, sen de kendilerine öylece merhamet eyle!” de.” (İsrâ, 17/23-24)

"Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!" (İbrahim,14/ 41)

 


1 yorum:

  1. Muhterem hocam bilge babalar, itatkâr ve halim oğullara çok ihtiyacımız var. Herkes Kur'an'ı, bu kıssaları okuyor ancak sadece okuyoruz. Rabbim okudugumuz Kur'an'ı ahlakımızla sindirip, vitamini, mineralini, rengini, kokusunu bizlere nasiB etsin.
    Kalbinize sağlık

    YanıtlaSil

VAKIF KURAN KADINLAR

F. Hil âl  FERŞATOĞLU ADRB İl Koordinatörü/Vaiz “Ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden b...