Halime Yıldız
(İstanbul İl Müftü Yardımcısı)
Baba, konumu itibariyle, otoriteyi, saygınlığı,
güveni, hakkı itibariyle de ona karşı yapılması gerekli olan saygıyı, itaatı ve
hüsnü muameleyi ifade eder. Şüphesiz, yaratılmışların en şerefli varlığının,
yeryüzünü şereflendirmesine vesilesi olması bakımından ona hürmet, saygı ve iyi
muamelede bulunmak yeterli bir sebeptir. Buna ilave olarak aile reisi olarak
ailesinin nafakasını helalinden sağlayan, hayat tecrübesiyle evlatlarının
yolunu açan, onlar için daima hayırlı ve iyi olan şeyleri düşünen ve bunun için
gayret sarf eden, çoğu zaman kendinden çok ehlini düşünen bir babanın elbette
ki hakkına riayet, üzerinde durulması gereken ana düsturlardan biridir.
Bu nedenledir ki Allah-u Teala pek çok
ayetinde ana-babaya iyiliği emreder. “Rabbin “kendisinden başkasına ibadet
etmeyin, ana-babaya iyi muamele edin” diye hükmetti. Eğer onlardan biri
veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererse, sakın
onlara “öf” bile deme. Onları azarlama, onlara çok yumuşak ve tatlı
söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını indir. Ve “Ya Rabbi, onlar beni çocukken
nasıl bakıp büyüttülerse, sen de kendilerine öylece merhamet eyle!” de.”
(İsrâ, 17/23-24)
Kur’an-ı Kerim’de geçen baba figürlerinin çoğu peygamberledir. Pek çoğumuzun zihninde peygamber tanımı Allah’tan vahiy alıp onu insanlara aktaran bir insan olarak canlanır. Çoğu zaman sosyal hayatın içinde, bir baba, eş, dost, komşu ya da bir meslek erbabı olarak aklımıza gelmez. İlahi vahiy aslında bu hususa da dikkat çeker. Zira din, hayatın tüm alanını kuşatır. Şu halde bize en güzel rol-model olan peygamberlerin kıssalarının bu çerçeveden de okunması elzemdir. Bu okumalar bize Kur’an’da bahsi geçen çoğu peygamberlerin aile hayatlarında edinmiş oldukları baba rolünü de nasıl sağlıklı bir şekilde gerçekleştirdiğini görmemizi sağlar.
Tüm İnsanların Babası/Atası: Çok klasik ve
belki de tedavülden kalkmak üzere olan bir ifademiz vardır: “nihayetinde hepimiz
kardeşiz, babamız Âdem.” Evet ilk insan ve yeryüzünün ilk babasıdır Hz.Âdem. Kur’an-ı
Kerim, bu noktaya dikkat çekmek üzere kıyamete kadar devam edecek zürriyetinin
tamamı için “beni Âdem” (Âdem oğulları) tamlamasını kullanır. Bu kavram aslında
tüm insanlar için oldukça öneme sahiptir. Zira mekan ve zamanı aşan insanları
ortak bir noktada toplayıp düşünmesini sağlayan bir ifadedir. Nihayetinde
rengi, dili, dini ne olursa olsun Âdem’de birleşme duygusu bizi çok özel bir
duyguya sevk eder. Ayrıca ilk babamız bize insan nedir* sorusunun cevabını da
verir: Akıl sahibi olduğu kadar aldanan, özgür iradeli olduğu kadar günah
işleyip tövbe edebilen, peygamber de olsa en ağır imtihana tabi tutulan, üzülen,
sevinen, seven bir beşer. Hz. Âdem,
Kur’an’da bir ebeveyn olmaktan çok sanki tüm insanların babasıdır. Bu nedenle
oğulları Habil ve Kabil kıssası da isimleri zikredilmeksizin “Âdem’in oğulları”
tabiriyle babaları Âdem’e izafe edilerek bahsedilir. Ama olay, Hz. Âdem dahil
edilmeden ele alınır. Tüm bunlara rağmen onun, yeryüzünde daha önce hiç
örnekliğini görmediği, “baba” olma
duygusu hissetmek ve anlamak pek mümkün olmasa gerek. Ancak bir yorum yapacak
olursak, bugünün babalarına tevarüs etmiş bir baba rolünde olduğunu
söyleyebiliriz.
Evladıyla En Ağır İmtihana Tabi Tutulan Baba: Âdemoğlu
hızla çoğalmaya başlar. Çoğaldıkça doğruluktan, hak yoldan sapmalar baş
gösterir. Çoğalma hızı kadar azgınlık hızı da artar. Hatta o raddeye varır ki
yeryüzünün bu necasetten arınma vakti gelir. Hz. Nuh kavmi arasında bin yıl
kadar yaşar da kulakları hakikate kapalı, gözleri hakikate kör insanları bir
türlü doğru yola iletemez. Nihayetinde ilahi emir ona bir kurtuluş gemisi
yapmasını söyler. Tüm bu süreçler Kur’an’da anlatılırken bir sahne okuyana
sunulur ki sadece gözler değil yürekler ağlar. Hz. Nuh, necat gemisine çağırır
insanları ve tabi ki ailesini: “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları
götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen
de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi”
(Hud,11/42). Hz. Nuh candan bir baba olduğunu oğluna seslenişinde gösterir: “ey
oğulcuğum!”…Belki yürekten gelen bu seslenişe kulak verir düşüncesiyle. Bir
baba olarak onu an be an eriten oğlunun boğulması idi. Hz. Nuh, oğlu için
rabbinden “babalık” statüsünü dillendirerek onun için kurtuluş istedi.
"Ey Rabbim! Oğlum benim
ehlimdendi…” (Hud,11/45). Yalnızca biyolojik olarak baba görülmenin ve baba
olmanın yeterli olmadığını Yüce Allah şöyle beyan eder:“ "Ey Nuh! O
kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin
sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni,
cahillerden olmaktan sakındırırım."
Allah, baba duyarlılığı ile hakikat karşısında bir baba duruşunun nasıl olması gerektiğini Hz. Nuh başta olmak üzere bugünün babasına açıklar. Hidayet istemeyen kul velev ki canından bir parça oğlun olsa da babalarının dini değil hür iradeleriyle kendi seçtikleri din Allah, onlara böyle bir tercih yapabilme selahiyeti tanıyor. Şu halde Allah, baba olmak her şeye gücü yetmek anlamına gelmediğini, babanın görevinin uyarı/terbiye ve davet/nasihatten ibaret olduğunu anlatır.
Evlatları Sebebiyle Sabrı “Güzel” Eyleyen Baba:
Bir hüzünlü baba hikayesidir Hz. Yakup kıssası. Kaybettiği Yusufuna mı, Yusuf’u
kaybeden evlatlarına mı yansın Yakup? En güzel kıssa olarak tanımlanan Yusuf
kıssası aynı zaman da Yakub’un da kıssasıdır. Yusuf’una diğerlerinden farklı
bir sevgi gösterisinde bulunduğu iddiasıyla en acımasız cezayı veren diğer
oğullarına karşı sarf ettiği cümleleriyle Hz. Yakub’u bugüne taşımak gerekir.
Hakikatin ne olduğunu bildiği halde, yalanı hakikat diye yutturmaya çalışan
evlatlarına karşı tutum ve davranışı onları dışlamaya değil kazanmaya yönelik
bir adımdır. “Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini
getirdiler. Yakub dedi ki: "Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe
sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı
istenilecek de ancak Allah'tır." (Yusuf, 12/ 18)
İkinci kez aynı imtihanla karşılaşan Hz. Yakub
aynı ifadeyi kullanır. Gözlerine düşen ak hüznünün göstergesi olsa da
oğullarına çağrısı oldukça düşündürücüdür: "Ey oğullarım! Gidin Yûsuf'u ve
kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler
topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez." (Yusuf, 12/87)
Tüm imtihanlara ve imtihan vesilelerine karşı güzel bir sabırla karşılık veren Yakup (a.s) nihayetinde güzel bir karşılık bulur.
Ölüm
döşeğinde evlatları ile arasında geçen diyalog da Hz. Yakub’un bir diğer baba
örnekliğini bize sunar:
“Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı
idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?
demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek
Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.” (Bakara,
2/133)
İffetli Edepli İki Kız Babası: Geçimlerini
ağırlıklı olarak ticaretle sağlayan Medyen halkına gönderilen Şuayb peygamber
onlara inançlarından ve ticaretlerindeki sapmalarından dolayı gönderilmişti.
Kur’an, Şuayb peygamberi aynı zamanda iki kız babası olarak da tanıtır. İleri
yaşı sebebiyle hayvanlarının otlatma ve sulama işi iki kızı tarafından
yapılmaktadır. Hz. Şuayb’ın kızlarının tasviri çok anlamlıdır. Aynı dönemin
peygamberi olan Hz. Musa da firavun’un zulmünden kaçmış bu beldeye gelmiştir.
Hayvanlarını sulamalarına yardımcı olan Hz. Musa’nın bu tavrı kızların
takdirine şayan olur ve durumu babalarına anlatırlar. Hz. Musa’nın yanına gelen
kızın tasviri ayrıca çok önem arz eder; Hz. Musa’nın yanına gelen Şuayb’ın kızı
babasının talebini ona hayâlı, ağır başlı, onurlu, vakarlı bir şekilde iletir.
Şuayb (a.s)’ın kızları ile iletişiminin de ne
kadar sağlıklı olduğunu da yine kıssasın anlatımında buluruz: “(Şuayb'ın) iki
kızından biri: Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam
edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandır, dedi.” (Kasas, 28/26)
Bugünün babalarına örneklik teşkil edecek bir
tavır da bir baba olarak Şuayb peygamber kızlarından birini Hz. Musa ile
evlendirme teklifinde bulunmasıdır.
Evlat Sahibi Olmak ve Olmamakla İmtihan Edilen
Baba: Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin en çok okuduğu duadır Hz. İbrahim’in
duası: “Ey rabbim, bana Salih olanlardan bir çocuk ihsan et!” (Saffat, 37/100).
İlerleyen yaşına rağmen evlat sahibi olmak için Allah’tan ümidini kesmeyen Hz.
İbrahim’e Allah, iki evlat nasip eder. Benzer bir anlatım İki büklüm saçı
sakalı ağarmış olarak baba olan Zekeriya peygamber için de vardır. Bu dua, Hz.
İbrahim’i İsmail ve İshak’ın babası yapmakla kalmadı tüm ilahi dinlerin atası
yaptı.
Şüphesiz bir nimete sahip olmak da olmamak da birer imtihandır. Hz. İbrahim birinci imtihanının neticesinde Allah ona İsmail ve İshak’ı müjdeler. Ama ardından belki birincisinden daha ağır bir imtihan karşısına çıkar; İsmail’ini kurban etmek… İlahi emre boyun eğen Hz. İbrahim kıyamete kadar devam edecek olan güzel bir ibadete...
Baba oğul verimli zaman geçiriyor. Kabe’nin inşasında Hz İbrahim ve oğlu İsmail birliktedir.
Eğitimci Bir Baba: Hz. Lokman, günümüzde de
çocuk eğitimi konusunda üzerinde pek çok çalışmaların yapıldığı bir baba olarak
karşımıza çıkar. Bir babanın çocuğuna hitap şekli, eğitimin içeriği ve yöntemi
gibi pek çok hususlar Hz. Lokman’ın oğluna nasihatlerinin anlatıldığı
ayetlerden çıkarılır. Hatta Gazzali başta olmak üzere evlada nasihatlar
şeklinde değerlendirebileceğimiz pek çok yazının da ilham kaynağıdır
diyebiliriz. Hz. Lokman, öncelikle bir sözün kalbe girebilmesi için o sözün
giriş kelimesinin çok önemli olduğundan hareketle oğluna, tüm sevgisini,
yakınlığını ifade eden “ya büneyye - ey
oğulcuğum/yavrucuğum” diye seslenir.
Ardından vermiş olduğu öğütler dikkatlice okunduğunda bir Müslüman şahsiyette
olması gereken inanç, ibadet, ahlak ve edep gibi tüm esasları içerdiği görülür.
Yine yalnızca yap, yapma şeklinde değil, gerekçelerine dayandırılan, edebi
sanatların kullanıldığı bir anlatım vardır.
Dost Edinilmeyen, Yolundan Gidilmeyen Babalar: Hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim yine karşımıza bir hakikati daha çıkarır: Dost edinilmemesi gereken babalar da vardır. " Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir. " (Tevbe, 9/23)
İbrahim(a.s)’ın babası bunun en bariz örneğini teşkil eder. Bu yasaklama, doğru yoldan sapan kim olursa olsun onun yanlış olan sözlerine itibar etmeme, yolundan gitmeme ve yaptığını onaylamama anlamına gelir. Babanın, eleştiriden uzak, körü körüne itaat edilmesi gereken bir otorite olarak kabulü onu ilahlaştırmak manasına gelir ki yine bunun tarihte örneklerini de Kur’an şöyle beyan eder: " Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi? " (Maide, 5/104)
Babaya Dua:
“Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete
şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de
zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım.
" (Ahkaf, 46/15)
“Ya Rabbi, onlar beni çocukken nasıl bakıp büyüttülerse, sen de kendilerine öylece merhamet eyle!” de.” (İsrâ, 17/23-24)
Muhterem hocam bilge babalar, itatkâr ve halim oğullara çok ihtiyacımız var. Herkes Kur'an'ı, bu kıssaları okuyor ancak sadece okuyoruz. Rabbim okudugumuz Kur'an'ı ahlakımızla sindirip, vitamini, mineralini, rengini, kokusunu bizlere nasiB etsin.
YanıtlaSilKalbinize sağlık