Blog Arşivi

15 Temmuz 2022 Cuma

ZULME KARŞI KANLARIYLA DURANLAR

"Kimi hayatlar vardır ki ölümleriyle nice hayatlar diriltir..."

Halime YILDIZ

(İstanbul İl Müftü Yardımcısı)

Takdir edilmemiş bir ecel yoktur mahlukat için; ne ertelenir ne öne alınır. Doğarken her bir beşer ‘halife’ sıfatıyla doğar da ölürken aynı sıfatla ölmez. Ölüm adeta yaşantının bir sonuç cümlesidir. Onun için yaşamın nasıllığına bakmayan sonucundan memnun olmayacaktır. Keyfiyet, mevtanın değerlendirilmesinde en önemli referans olur. İşte, Allah ve Resulünün buyurmuş olduğu öyle yüce gerekçeyle verilir ki can, onun için Yaratan, onları çok seçkin bir isimle; ‘Şehit’ diye adlandırır. Bu aynı zamanda ulaşılması zor bir mertebeyi de işaret eder; her ölen bu isimle anılmaz.

Koca Yürekli Şehit: Mehmet

Aynı mahallede, birkaç sokak ötede, şehadete koşan kocaman bir yürek oturduğunu kim bilebilirdi ki?  Hak için; elinden alınmaya çalışılan hakların mücadelesi için, en sevdiği malıyla-arabası-birlikte 15 Temmuz Şehitler Köprüsüne doğru koşan 37 yaşında bir babayiğit: Şehit Mehmet.

Koca-Sinan gibi kocaman bir şahsiyet oldu Kocasinan mezarlığında. Zaten önceden işaretini de görmüştü. Tek sevdası Sevda’sının elini tutmuş pencereye götürüyor perdeyi açıyor, mezarlığa nazır camdan işaret ediyor; ‘İşte tam şurada…. mavi bir ışık…’ Sevda`sı bakıyor bakıyor göremiyor. Ertesi gece yine tekrarlıyor. Ramazan boyu her gece aynı ışığı gösteriyor eşine ama bilmiyor ki; perde yalnızca ona açılmış; "Tek Olan" (cc) için orada ve 15 Temmuz gecesi aziz yerini alıyor… Kocasinan’da şimdi her iki dünyayı aydınlatan bir ışık var.

Şehit Mehmet’in, Allah’ın kendisine lutfettiği makamın dünyevi sebeplerinden birini daha işitmekle adeta tasdikler yüreklerimiz şehadeti hak ettiğini. Şehit olduktan sonra öğrenir eşi, şehit kocasının ne kadar cömert olduğunu; anlatırken bir kez daha gurur duyuyor eşiyle; ‘Mehmed’im şehit olduğunda Beylikdüzü’nden hiç tanımadığım biri gelir taziyeme ve bana şehidimin kendilerine beyaz eşya yardımında bulunduğunu söyler.’ Şehit Mehmet hem canının hem de malının zekatını vermiştir. Yüreğimizi paramparça eden bir hakikatle daha irkiliyoruz; ‘Kanı ile dünya borçlarını da ödedi…’

Gurur ve hüznün birlikte yer aldığı atmosferde küçük narin bir ses devreye girdi; ‘Babam için bir şiir yazdım okuyabilir miyim?’ Tüm kafalar şehidin kızına çevrildi. Yaşından çok daha olgun bir duruş sergileyen 12 yaşındaki Gizem de çok sevdiği babası için birkaç cümle söylemek istemişti…

Koca Yürekli Şehit!

Nasıl başardılar koca yüreğini ayakta tutan bedenini yıkmayı?

Sen şehit oldun Allah'ın yanına bir kuş olup uçtun...

Sensiz buralar sahipsiz huzursuz...

 ...'Allah' dedin, 'Kur'an' dedin koştun ya savaş meydanına,

'İşte bir kahraman geliyor' dedirttin yurdu kurtaracak.

Barış nidaları, zafer haykırışları hepsi inletti bu vatanı,

Ezanlar susmadı baba, tekbirler dinmedi.

Bayraklar inmedi...

Hani nerede gölgesine sığındığım babam;

Hani nerede kükrediğinde dağları söken adam...

Gizem, okurken ağladı biz de dinlerken ama şehidimizi hiç incitmedik sessiz ve derinden bir ağlayış…

Gerçek Kanlı Gömleğiyle Gelen Yusufçuk: Mahir

Yusuf’a eş bir güzellikte Mahir. Hz. Yusuf`un karınkardeşleri, Mahir’in de din kardeşi bildikleri hain çıktı. Taptezecik kanını akıtmaktan acı duymayan kalpsizler, Mahir`i, gencecik kalbinden vurmuşlardı. Tarih, sahnelerini hep aynı bilindik noktadan sunar karşımıza; iyiler karşısında kötüler, mazlumlar karşısında zalimler… Atatürk havalimanına koşa koşa giden taptazecik genç. Yorgundu aslında; garsonluk yaptığı lokantadan yeni ayrılmış, daha eve girmeden kendisi gibi gençlerle onurlu bir duruş sergilemek istemiş ve havalimanına gitmeye karar vermiş. Gecenin zifiri karanlığında tazecik bir yürek kanı akmış havaalanına.

Yaralar kabuk bağlamadan, acılar tazeliğini korurken bir ziyaret gerçekleştirdik şehit Mahir’in evine. Metanet abidesi bir kadın, şehitlik mertebesine vakıf bir edayla karşılıyor bizi.

Ananın acısını hafifleten hatıralar birer birer dökülüyor. Ona olan sevgisini kalbinin en merkezine oturtmuş oğlunu paylaşıyor bizimle. Kanı bin bir çeşit heva ve arzular için kaynayan genç değilmiş Mahir, ‘Anne! Okumak istemiyorum… Boşuna zorlamayın; devlete yük olmayayım’ diyecek bilinçte bir genç.

Ana yüreği okunabilir mi? Hiçbir lisan anlatamaz biliriz de yine isteriz kulaklarımız duysun ve şahitlik yapsın hem şehide hem meşhûda. Başı önde, Mahiri gibi sakin ve mutedil akıyor gözyaşı yanaklarından. Gözleri gözlerimize dokunduğunda celalleniyor ana ‘Vatan sağolsun, bizi bölemeyecekler.’ Yeniden ağır bir edayla başı ve gözleri yere iniyor en yakın hatıratından başlıyor anlatmaya: ‘O sabah….’ kelimeleri boğazında düğümlendi. Birkaç kez yutkundu; ‘Kahvaltı hazırladım ona. Hem de en sevdiği şeyleri hazırladım. Kahvaltı sonrası sanki ayrılığı biliyormuş gibi beni defalarca öptü,  defalarca sarıldı. ‘Biliyorsun oğlum ben öpmeyi sevmiyorum’. Bu cümlesi o kadar canını yakmıştı ki dudaklarını ısırdı; ‘Son sarılması olduğunu bilseydim acaba böyle söyler miydim, dilim lâl olsaydı?’ der gibi bir ifadesi vardı. Konu, Mahir, konuk Mahir’di. Ona ait hatıraları dinlerken kalplerimiz ‘Mahir’e şehitlik ne kadar yakışmış’ diyor.

Şimdi Mahir’in adı, hainlerin, dönüştürülen okullarından birine verildi. Eski kibrinden eser kalmamış, herkese açık. Önünden her geçişte ‘Rabbim! Hapis, bana davet ettikleri şeyden daha sevgilidir’ diyen Yusuf iffetinde ve mütevazı bir genç siluetinde görünür okul bana. Bir de durağa verilir ebediliğe yazılmış adı. Başında da cennete doğrudan girişin tek geçerli kimliği: ‘Şehit’! Otobüs biraz daha dursun isterim; en azından bir ‘Fatiha’ okuyacak kadar. Mahir, geceyi kanıyla yaran bir genç; zulmeti kanıyla nurlandıran delikanlı…

Şehadet, Tevafukları da İzhar Eder:

Şehitlerimiz için düzenlemiş olduğumuz hatim programımıza şehit yakınlarını da çağırmıştık. Mahir’in kız kardeşleri de iştirak etmiş, programımızı şereflendirmişlerdi. Bir güzel ses, bir güzel duyguyu seslendirirken tam karşımda oturan Mahir’in kız kardeşinin yangın yüreğine tercüman hıçkırıklara boğulduğunu görünce yanına gittim. Meğer Mahir her gece yatmadan evvel bu ilahiyi dinlermiş. Ve yine daha sonra öğrendik ki şehit Mehmet’in de en sevdiği ilahiymiş ve evde sık sık terennüm edermiş;

"İmam Hüseyni vurdular

Kolun kanadın kırdılar

Al kanlara boyadılar Kerbela`da, Kerbela`da..."

Şehit,  gayb âleminden şehadet âlemine bir köprü,

Şehit, ölümün peşinden giden,

Şehit, en sevdiğine sahip olduğu en değerli şeyi veren,

Şehit, adı ölülerin içerisinde yer almayan…



 

1 yorum:

  1. Rabbim o yiğitlere nasip ettiğin gibi bizlere de şehadeti nasip et🤲

    YanıtlaSil

VAKIF KURAN KADINLAR

F. Hil âl  FERŞATOĞLU ADRB İl Koordinatörü/Vaiz “Ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden b...