"Kimi hayatlar vardır ki ölümleriyle nice hayatlar diriltir..."
Halime YILDIZ
(İstanbul İl Müftü Yardımcısı)
Takdir edilmemiş bir ecel yoktur mahlukat
için; ne ertelenir ne öne alınır. Doğarken her bir beşer ‘halife’ sıfatıyla
doğar da ölürken aynı sıfatla ölmez. Ölüm adeta yaşantının bir sonuç
cümlesidir. Onun için yaşamın nasıllığına bakmayan sonucundan memnun
olmayacaktır. Keyfiyet, mevtanın değerlendirilmesinde en önemli referans olur.
İşte, Allah ve Resulünün buyurmuş olduğu öyle yüce gerekçeyle verilir ki can,
onun için Yaratan, onları çok seçkin bir isimle; ‘Şehit’ diye adlandırır. Bu
aynı zamanda ulaşılması zor bir mertebeyi de işaret eder; her ölen bu isimle
anılmaz.
Koca Yürekli Şehit: Mehmet
Aynı mahallede, birkaç sokak ötede, şehadete
koşan kocaman bir yürek oturduğunu kim bilebilirdi ki? Hak için;
elinden alınmaya çalışılan hakların mücadelesi için, en sevdiği
malıyla-arabası-birlikte 15 Temmuz Şehitler Köprüsüne doğru koşan 37 yaşında
bir babayiğit: Şehit Mehmet.
Koca-Sinan gibi kocaman bir şahsiyet oldu
Kocasinan mezarlığında. Zaten önceden işaretini de görmüştü. Tek sevdası
Sevda’sının elini tutmuş pencereye götürüyor perdeyi açıyor, mezarlığa nazır
camdan işaret ediyor; ‘İşte tam şurada…. mavi bir ışık…’ Sevda`sı bakıyor bakıyor
göremiyor. Ertesi gece yine tekrarlıyor. Ramazan boyu her gece aynı ışığı
gösteriyor eşine ama bilmiyor ki; perde yalnızca ona açılmış; "Tek Olan" (cc) için
orada ve 15 Temmuz gecesi aziz yerini alıyor… Kocasinan’da şimdi her
iki dünyayı aydınlatan bir ışık var.
Şehit Mehmet’in, Allah’ın kendisine lutfettiği makamın dünyevi sebeplerinden birini daha işitmekle adeta tasdikler yüreklerimiz şehadeti hak ettiğini. Şehit olduktan sonra öğrenir eşi, şehit kocasının ne kadar cömert olduğunu; anlatırken bir kez daha gurur duyuyor eşiyle; ‘Mehmed’im şehit olduğunda Beylikdüzü’nden hiç tanımadığım biri gelir taziyeme ve bana şehidimin kendilerine beyaz eşya yardımında bulunduğunu söyler.’ Şehit Mehmet hem canının hem de malının zekatını vermiştir. Yüreğimizi paramparça eden bir hakikatle daha irkiliyoruz; ‘Kanı ile dünya borçlarını da ödedi…’
Gurur ve hüznün birlikte yer aldığı atmosferde
küçük narin bir ses devreye girdi; ‘Babam için bir şiir yazdım okuyabilir
miyim?’ Tüm kafalar şehidin kızına çevrildi. Yaşından çok daha olgun bir duruş
sergileyen 12 yaşındaki Gizem de çok sevdiği babası için birkaç cümle söylemek
istemişti…
Koca Yürekli Şehit!
Nasıl başardılar koca yüreğini ayakta tutan
bedenini yıkmayı?
Sen şehit oldun Allah'ın yanına bir kuş olup
uçtun...
Sensiz buralar sahipsiz huzursuz...
...'Allah' dedin, 'Kur'an' dedin koştun
ya savaş meydanına,
'İşte bir kahraman geliyor' dedirttin yurdu
kurtaracak.
Barış nidaları, zafer haykırışları hepsi
inletti bu vatanı,
Ezanlar susmadı baba, tekbirler dinmedi.
Bayraklar inmedi...
Hani nerede gölgesine sığındığım babam;
Hani nerede kükrediğinde dağları söken adam...
Gizem, okurken ağladı biz de dinlerken ama
şehidimizi hiç incitmedik sessiz ve derinden bir ağlayış…
Gerçek Kanlı Gömleğiyle Gelen Yusufçuk: Mahir
Yusuf’a eş bir güzellikte Mahir. Hz. Yusuf`un
karınkardeşleri, Mahir’in de din kardeşi bildikleri hain çıktı. Taptezecik
kanını akıtmaktan acı duymayan kalpsizler, Mahir`i, gencecik kalbinden
vurmuşlardı. Tarih, sahnelerini hep aynı bilindik noktadan sunar karşımıza;
iyiler karşısında kötüler, mazlumlar karşısında zalimler… Atatürk havalimanına
koşa koşa giden taptazecik genç. Yorgundu aslında; garsonluk yaptığı lokantadan
yeni ayrılmış, daha eve girmeden kendisi gibi gençlerle onurlu bir duruş
sergilemek istemiş ve havalimanına gitmeye karar vermiş. Gecenin zifiri
karanlığında tazecik bir yürek kanı akmış havaalanına.
Yaralar kabuk bağlamadan, acılar tazeliğini
korurken bir ziyaret gerçekleştirdik şehit Mahir’in evine. Metanet abidesi bir
kadın, şehitlik mertebesine vakıf bir edayla karşılıyor bizi.
Ananın acısını hafifleten hatıralar birer
birer dökülüyor. Ona olan sevgisini kalbinin en merkezine oturtmuş oğlunu
paylaşıyor bizimle. Kanı bin bir çeşit heva ve arzular için kaynayan genç
değilmiş Mahir, ‘Anne! Okumak istemiyorum… Boşuna zorlamayın; devlete yük
olmayayım’ diyecek bilinçte bir genç.
Ana yüreği okunabilir mi? Hiçbir lisan
anlatamaz biliriz de yine isteriz kulaklarımız duysun ve şahitlik yapsın hem
şehide hem meşhûda. Başı önde, Mahiri gibi sakin ve mutedil akıyor gözyaşı
yanaklarından. Gözleri gözlerimize dokunduğunda celalleniyor ana ‘Vatan
sağolsun, bizi bölemeyecekler.’ Yeniden ağır bir edayla başı ve gözleri yere
iniyor en yakın hatıratından başlıyor anlatmaya: ‘O sabah….’ kelimeleri boğazında
düğümlendi. Birkaç kez yutkundu; ‘Kahvaltı hazırladım ona. Hem de en sevdiği
şeyleri hazırladım. Kahvaltı sonrası sanki ayrılığı biliyormuş gibi beni
defalarca öptü, defalarca sarıldı. ‘Biliyorsun oğlum ben öpmeyi
sevmiyorum’. Bu cümlesi o kadar canını yakmıştı ki dudaklarını ısırdı; ‘Son
sarılması olduğunu bilseydim acaba böyle söyler miydim, dilim lâl olsaydı?’ der
gibi bir ifadesi vardı. Konu, Mahir, konuk Mahir’di. Ona ait hatıraları
dinlerken kalplerimiz ‘Mahir’e şehitlik ne kadar yakışmış’ diyor.
Şimdi Mahir’in adı, hainlerin, dönüştürülen
okullarından birine verildi. Eski kibrinden eser kalmamış, herkese açık.
Önünden her geçişte ‘Rabbim! Hapis, bana davet ettikleri şeyden daha
sevgilidir’ diyen Yusuf iffetinde ve mütevazı bir genç siluetinde görünür okul
bana. Bir de durağa verilir ebediliğe yazılmış adı. Başında da cennete doğrudan
girişin tek geçerli kimliği: ‘Şehit’! Otobüs biraz daha dursun isterim; en
azından bir ‘Fatiha’ okuyacak kadar. Mahir, geceyi kanıyla yaran bir genç;
zulmeti kanıyla nurlandıran delikanlı…
Şehadet, Tevafukları da İzhar Eder:
Şehitlerimiz için düzenlemiş olduğumuz hatim
programımıza şehit yakınlarını da çağırmıştık. Mahir’in kız kardeşleri de
iştirak etmiş, programımızı şereflendirmişlerdi. Bir güzel ses, bir güzel
duyguyu seslendirirken tam karşımda oturan Mahir’in kız kardeşinin yangın
yüreğine tercüman hıçkırıklara boğulduğunu görünce yanına gittim. Meğer Mahir
her gece yatmadan evvel bu ilahiyi dinlermiş. Ve yine daha sonra öğrendik ki
şehit Mehmet’in de en sevdiği ilahiymiş ve evde sık sık terennüm edermiş;
"İmam Hüseyni vurdular
Kolun kanadın kırdılar
Al kanlara boyadılar Kerbela`da, Kerbela`da..."
…
Şehit, gayb âleminden şehadet
âlemine bir köprü,
Şehit, ölümün peşinden giden,
Şehit, en sevdiğine sahip olduğu en değerli şeyi
veren,
Şehit, adı ölülerin içerisinde yer almayan…

Rabbim o yiğitlere nasip ettiğin gibi bizlere de şehadeti nasip et🤲
YanıtlaSil