"Zamanın Meryem’i Olmak"
Nimet Yılmaz
(Emekli Uzman Vaiz)
“Tanıklığım
kayda geçsin diye bütün telaşım.” derken zihnim, uzaklardan ses veren sabah
ezanında duyulan ismi hürmetine… Hamd O’na… Şükür O’na…
İki
bin on altı yılı Ramazan ayının itikâf günlerini, son demlerini iki kutsal mekânda
–önce Kudüs sonra Mekke- geçirmeyi lütfedene binlerce şükür. Din görevlisi
olarak bulunduğum o muazzam yolculuktan zihnime adeta kazınanlara sizi şahit
kılmak üzere buradayım. Yaşadıklarımın gönlüme bıraktıkları ise bambaşka.”Yazsam
roman olur.” derler ya öyle! Gönül cenahımı, gönül cenahınızla buluşturup
başlayalım mı unutamadığım unutulmaz Kudüs hatıratıma? Başlamadan şunu söylemeliyim
size; üç gece dört gün süren Kudüs yolculuğumuzda her ne kadar irşat görevlisi
olarak bulunsam da bütün ziyaretlerde mihmandarımız vardı ve onun rehberliğinde
oradaydık. Grubumdaki kadınlarla sürekli ilgilenmemle beraber, bu sayede kendi
adıma da bu kutlu mekânda yaşama imkânı buldum. Kudüs’te şahit olduğum ve bana dokunan kadın hikâyelerini
aktaracağım size, özellikle Mescid-i Aksa’da hayatıma- bir daha çıkmamak üzere-
giren kadınların hikayelerini.
Kudüs
Sevdasında Buluşan Gönüller
Cuma
namazı için hazırlıklarımızı yapıp Mescid-i Aksa’ya yürüme mesafesinde olan
otelimizden çıkıyoruz. Otuz altı kişilik kafilemizin on dördü kadın. Yanım
yörem hanımlarla sarılı olarak geçiyorum caddeleri, sokakları ve Harem’in bir
kapısından süzülüyoruz içeri. Dün gece geldik Kudüs şehrine. Yatsı ve Teravih
namazlarımızı Kubbetü’s-Sahra’da eda ettik cemaatle, şaşkınlık ve hayranlık
içinde. Şimdi aynı duygularla gözümüzü, gönlümüzü sapsarı kubbesine çevirmiş,
bahçesinde bulabildiğimiz boş saflara yerleşiyoruz. Ramazan ayında itikâf
günlerinde yoğunluktan dolayı Aksa Mescidi erkeklere tahsis edilmiş, kadınlara
da Kubbetü’s-Sahra ve bahçesi. İkindi sonrası erkekler burayı kadınlar da
mescidi belli bir zamanda ziyaret edebiliyor. Kadınlarla dolu bu bahçede Cuma
namazı için erkenden yer bulup oturduk grubumla. Cuma namazı ile ilgili bilgi
veriyorum onlara. İstanbul’dan Mersin’e, Maraş’tan Konya’ya Aksaray’a bir
Türkiye mozaiğine konuşuyorum; genç yaşlı, köyden kentten ama gözleri ışıl ışıl
Kudüs sevdalılarına anlatıyorum. İlk şahitliğim onlara, selam ile muhabbetle.
Duruşu
İzzet Gülüşü Cennet
Aynı safta namaz için bekleştiğimiz Filistinli kadınlar var. Aralarında bir yüz fark ediyorum. Gözlerim gözlerine değince kadim bir dostluğun ifadesi bir gülümseme yayılıyor çehresinden. Gülüyor, gülüşü cennet kadın. Yüreğime ateş basıyor ya, hava da bir o kadar sıcak. Güneş tepemizde kaynıyor sanki. Gülüşü cennet kadın yerinden dikiliyor, sesleniyor etraftaki erkek çocuklarına, su istiyor, sesleniyor. Az bir zaman sonra kasasında, ellerinde su dolu bidonlar, şişeler taşıyan çocuk ve gençler bulunan eski basit motorlu bir taşıt geçiyor safların önünden ve çocuklar gençler ellerindeki bidon ve şişelerdeki suları döküyor, sallıyor saflara doğru. Üstlerine başlarına su isabet eden kadınlar, çocuklar gibi şen. Çocuklar, bir bayram havasında, ıslanmış halleriyle neşeyle cıvıldaşıyor. Üzerlerine dökülen su ile rahatlayan kadınları ve çocukları seyrediyor o gülüşü cennet kadın. Ben de onu seyrediyorum; yoklukların içindeki varlığı keşfeden, bulan, çözen, duruşu izzet gülüşü cennet kadını.
Mushaf’ı
Tuta Tuta, Mushaf’a Baka Baka
Kubbet’s-Sahra’da
teravih namazındayım. Ön safımda bir
yaşlı teyze, kıyama kalkınca Mushaf’ını açıyor ve imamın okuduğu ayetleri takip
ediyor. Her rekatta bir sahife okunuyor ve Ramazan boyunca bir hatim
tamamlanıyor. Teyzemin Mushaf’ı gayet büyük. Neredeyse iki elini yanlara açarak
taşıyor teyzem Mushaf’ını. Mushaf ve elleri kıyam boyunca görüş alanımda;nazlı
nazlı tutuyor, bir ucundan da yüreği tutuyor belli. Benim kollarım yoruluyor
onun yorulmuyor. Mushaf’ı ile hemhal olmuş bu güzel kul, beni hayran bırakıyor
kendisine. Mushaf’ını tuta tuta, Mushaf’ına baka baka, Hak huzurunda olmanın
zevkini bana gösteren kadın.
Dünyanın
En Anlamlı Hediyesi
Bir
namaz çıkışı serbest zamanda ben yine keşifteyim. Mekâna sinmiş zamanın
peşindeyim. Kubbetü’s-Sahra’nın etrafında olan bitenin derdindeyim. Çıkış
kapısının yan tarafına dolandım. Altı yedi kadın, derme çatma sandalyelere
oturmuşlar. Kadınlardan biri sesli olarak Kur’an-ı Kerim okuyor. Hepsinin ellerinde
Mushaf var. Takip ediyorlar. İçlerinden biri okuyanı ikaz etti, hatalı okuduğu
bir meddi gösterdi, okuyucu düzeltti ve okumaya devam etti. Memleketimden bir
manzara gibi ama farkı eğitimin de dahil olması bu kadınların Kuran
toplantısına. Büyük bir merakla yaklaştım. Boş bir sandalyeye ilişip hoca
hanımdan gözlerimle izin isteyip izni bir baş hareketi ile kapıp hemen Kuran
halkasına dahil oldum. Sayfa bitince sıra ile herkes okuyordu ve sıra bana
geldi. Kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Yüzlerce topluluğa Kuran tilavet etmiş
biri olarak bu mecliste okumayı her şeyden çok istiyor hem de çekiniyordum.
Okumamı istediklerinde nasibime düşen ayetleri büyük bir heyecanla okudum.
Sayfadan yüzümü kaldırdığımda bana memnuniyet ve tebrik dolu gözlerle
baktıklarını gördüm. Şaşkınlığım devam ederken yanımdaki kardeşim Mushaf’ını
bana uzattı ve almamı istedi. Ellerimin arasına bana hediye ettiği Mushaf’ını
bıraktığında, ikimizin gönlü bütün sınırları aşıp zamansız mekânsız buluşmuştu
bile ve öyle de kaldı. İçinde özel notlarının da olduğu Mushaf’ını bana hediye
eden kardeşime buradan selam olsun!
Zamanın
Meryem’i Oldunuz!
Şahitliğinize
sunacağım son kadın hikayesi, bizim grubun kadınlarının hikayesi. Hani demiştim
ya erkeklerin itikâfa girmesi sebebiyle Aksa Mescidi kadınlara kapalı, sadece
ikindi namazı sonrası belli süre ve şartlarda kadınlar alınıyor diye. Bundan
dolayı bizler de Kudüs şehrindeki son günümüzün ikindi namazı sonrası mescidi
ziyaret için erkek hocamız vasıtasıyla gerekli iznimizi aldık ve hazırlığımızı
yaptık. İçerisinde Hz. Meryem’in ve Hz. Zekeriya’nın odalarının da bulunduğu ve
büyük bir heyecanla ziyaret etmek için an saydığımız mescidin kapısına kadar
geldik şükür. Erkek hocamız içeriye bir göz atıp yanımıza geldi ve içerisinin
çok kalabalık olduğunu, girmememizin daha iyi olacağını söyledi. Şaşkın ve
üzgündük. Buradan mescidin içini görmeden, en azından iki rekât namaz kılmadan
ayrılmak istemiyorduk ve başka da zamanımız yoktu; yarın sabah Kudüs’ten
ayrılacaktık. Ya şimdi içeriye girecektik ya da belki de hiçbir zaman. Erkek hocamıza ”İznimiz var mı? Görevliler
biliyor mu?” diye sordum. “Evet, ama içerisi çok kalabalık, her yerde erkekler
var, girmeseniz daha iyi olur.”cevabını aldım. Hanımlarla küçük bir istişare
sonunda ne olursa olsun iznimizi kullanarak ziyaretimizi yapmaya karar verdik.
Ve bu durumu hocamıza söyledik. “İçerideki erkekler bize müsaade eder hocam! Siz
bize yolu açın yeter.” dedim. Sağolsun hocamız gönüllü olmasa da bizi kırmadı.
Önümüzden yolumuzu açarak bizi Hz. Meryem’in ve yanındaki Hz. Zekeriya’nın
odasına kadar getirdi. Erkekler uzanmışlar bir kısmı da ibadet
ediyordu. Şükür içerideydik ama namaz kılacak imkân yoktu. Bu mübarek mekândan
secdesiz ayrılmaya gönlümüz el vermiyordu. Rica minnet tek tek odadaki
erkekleri çıkartıp on dört kadın Hak huzuruna durduk, rükû ettik, secde kıldık.
Dilimiz ve gönlümüz şükürde ve duada ziyaretimizi tamamladık. Mescitten
çıktığımda, karnındaki yavrusunu mabede adayan annenin yaşadıklarını ve kızı
Meryem’in bu topraklardaki hissiyatını adeta tecrübe etmişçesine bambaşka
duygular içindeydim. Hep beraber mescidin kapısından çıkınca, dudaklarımdan
biranda şu cümlenin dökülüşünü hiç unutamıyorum: “Hanımlar! Zamanın Meryemleri
oldunuz!”
…
Rabbim, şahitliğimizi kabul buyursun! (Âmin)