Fatma Bayram
(Yazar, Emekli Başvaiz)
Makul insanın her davranışı bir hedefe yöneliktir. Hedefi
belli olmayanın hayatı dağınık olur. Hedefin düzgün ve net olması yetmez; o
hedefe varmak için girdiğimiz yolun da düzgün olması gerekir. "Vusülsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir" ve "Gaye kadar vasıta da
meşru olmalıdır" sözleri, günlük davranışlarımızla ulaşmak istediğimiz
hedefler arasında ilkeli bir bağ kurulması gerektiğini hatırlatır.
Peki, tesettürün hedefi nedir? Bazıları baktırmamak, diyor.
Kimimiz buna karşı çıkıyor, istediğim gibi giyinir, davranırım, erkekler
bakmasın, diyor. Kimimiz de baktırmayacağım diye helalleri bile haram kılan dar
yollara giriyor. Evet, Kur'an bizi, konuşma ve yürüme biçimlerimiz hakkında uyararak,
kalbinde hastalık olanları tahrik etmemeye çağırır. (Dikkat ederseniz
erkeklerle konuşmayın veya sokağa çıkmayın, demez. Konuşurken maruf vechile,
yürürken ciddiyetle, kırıtmadan yürüyün, der.)
Şartlara riayet ederek giyinen ve davranan her kadın, kadın
olmaktan önce, insan olarak toplumun her kesiminde bulunabilir, iş görebilir.
(Hadis ve siyer kaynaklarına müracaat)
Gelelim Kur'an ve Sünnet'e göre tesettürün (üzerinde ittifak edilen)
şartlarına:
- El ve yüz hariç tüm bedenin örtülmesi (el ve yüzdeki zinetlere izin verilip verilmemesi tartışmalı bir konudur. Acizane tercihim caiz olduğu yönündedir.) (Elmalılı merhum, caiz kavramı için yapılmasında mahsur olmasa da sınırda bir davranış olduğu için terki evla olan şey, der.) (kısaca, bir şey caizse siz takva olanı tercih ederek onu yapmasanız da yapanı kınayamazsınız)
- Cildi gösterecek derecede ince olmaması
- Vücuda yapışacak şekilde dar olmaması
- Karşıdan bakıldığında erkek zannedilecek kadar baskın bir erkeksi görünüm olmaması (buna sebebiyet vermeyecek şekilde uzun bir gömlek, tunik, vs`nin altına pantolon giyilmesinde mahsur yoktur.) (siz yine de kalbinizin sesini dinleyin) (illa pantolon giyecek olan kadınlara feminen modeller seçmeleri kişisel tavsiyemdir.)
- Arkasında iz bırakan ağır parfümler sürülmemiş olması
- Karşıdan bakıldığında gayr-ı müslim zannedilecek şekilde olmaması (misal rahibe kıyafeti..) (Yoksa pardesü batıdan geldi, giyilmez denilmez. Absürt olur.)
Öncelikle bu yazı dizisinin (ismiyle müsemma olarak) kendi
idrak ve kavrayışımı açıklamaktan başka bir amacı olmadığını -hele fetva
konusuna hiç girmediğini- belirterek başlayayım. Fetvada en yetkili merci Din İşleri Yüksek Kurulu`dur. Benim kanaat ve
görüşlerim de o çerçevenin dışına çıkmaz.
Sonra da ilkelerini saydığımız örtünmenin amaç ve
hedefinden ne anladığımı kısaca paylaşayım. (birvaizeye adrenalin mi gerekiyor,
nedir?)
Önce şunu belirteyim: (kanaatimce) tesettür ve iffet
birbirinin ayrılmaz parçası değildir. İffetsiz örtülüler olabileceği gibi
iffetli örtüsüzler de elbet vardır. Bununla birlikte iffet ve tesettür kavramları
aynı ayette, birbirini tamamlayacak şekilde peş peşe zikredilmiştir. Ayetlerde
iffet kadın ve erkeğe (sıralamaya bakacak olursak önce erkeğe) ayrı ayrı farz
kılınır. (yani sadece kadının vazifesi değildir.) iffetin mukaddimesi de
bakışlara bağlanır. Buradaki bakıştan maksat, cinsel içerikli anlam taşıyan
bakışlardır; yoksa kimse kimseye hiç bakmayacak değildir. Israrlı ve anlamlı
bakıştan sakınılır, güzellikler ibda edilmez, yürüyüşe ve konuşmaya varıncaya
kadar ciddiyet korunur. Yani örtünme sadece giyime indirgenmez, halimizi tavrımızı
da içine alan bir bütündür.
Ayete göre tesettürün hedefi; (tarihsel bağlamı göz önünde
bulundurmakla beraber, onunla mukayyet düşünmeden söylüyorum) "tanınmaktır." Bir
daha söylüyorum tanınmak! Metinde "a-r-f" kökünden gelen "yu'rafne" kullanılmış.
Haddimi aşmış olmazsam arefe ile alime arasındaki farka dayanarak bu tanınmanın
sezgisel bir kanaat oluşturacak şekilde düzgün bir izlenim bırakmak olduğunu
söyleyebilirim. Ayrıca örtünmenin bir sembol olduğunu söyleyenlerin haklı
olduğunu, zira örtünün dünyanın her yerinde müslümanlığı sembolize ettiğini, bu
sembolü taşımanın kendisine ağır geldiğini ve bırakmak istediğini dile getirenlerin
de sadece örtüyü değil, inançlarını cesaretle zahire taşımanın özgüvenini de
bıraktıklarını ekleyebilirim.
İnanç, takva, dindarlık gibi manevi asılların, görünür
fer'lerle temsil edilmemesi durumunda (dinin bütün görünür alametlerini terk
eden erkeklere bakabiliriz bu konuda) iç dış bütünlüğünü, yani kişisel tevhidimizi
parçalamış olacağız.
Dün gece seyyidül istiğfar duasını okurken, peygamberimiz
tarafından sabah akşam okunması tavsiye edilen bu duanın (lütfen anlamını
okuyun ve kapsamı üzerinde birkaç dakika düşünün) İslam'ın organik yapısına
işaret ettiğini fark ettim birden. Elmalılı'nın dediği gibi vahiy öyle bir
kaynaktan gelmişti ki, O'nun kurduğu sistemde bir şey her şey ve her şey bir
şey içindi. Bedenimiz gibi organik bir bağla bağlıydı tüm unsurlar.
Biz insanlar ise illa bir şeyleri eksik yaparız, bu da sistemi bozar
(meleklerin itirazını hatırlayın). O eksiği dua ve zikirle kapatırsınız (Furkan
Suresi son ayete bakın).
Tesettür de bu sistemin bir parçasıdır. Amacı kadının, kadınlığından gelen
avantajı kullanmadan (bunun örneklerini iş hayatının her aşamasında
görebilirsiniz), bir insan olarak aklı, birikimi, emeği ve diğer katılımlarıyla
toplumda yer almasıdır.
Ayrıca (tahminim) tesettür sayesinde ve iki cins arasında koyduğu diğer ilşki
kurallarıyla Rabbimiz kadın-erkek arasındaki cazibeyi korumak istemektedir. (ki
bu durum psikolojik açıdan büyük ölçüde kadının lehinedir.)
İslam Ansiklopedisinden tesettür maddesini okuduysanız
orada hımar ve cilbabın tanım ve kapsamını gördüğünüz gibi teberrüc kavramını
da görmüşsünüzdür. Buna göre, teberrüce düşmemek kaydıyla Müslüman kadın,
örtüsü, vakarı ve ciddiyetiyle toplumun her kademesinde bulunabilir, iş
tutabilir. Giyimi, konuşması ve davranışlarıyla kadınlığını sergileyip
kullanmayan bir kadından da etkilenen erkeğe düşen saygıyla başını eğmek,
kendini korumaktır.
Herkes kendini gayet iyi bilir. Çizginin aşılmak
istendiğini daha ilk adımda hissederiz. O durumda çizgiyi belirginleştirmeyi
tavsiye ederim. Bir iş görülürken ihtiyacı aşan muhabbetler, özele girilen
sohbetler, sınırların kaybolduğu yakınlaşmalar Allah'ın razı olacağı haller
değildir. Dönüp dolaşıp huzuruna varacağımız Rabbimize bağlılığımız
dürtülerimizi kontrol etmekte en büyük yardımcımızdır.
Konuyu toparlamaya çalışırken bir giyim şeklinin caiz
olduğunu söylediğinizde sizden delil isteyenlere bir usul kaidesini hatırlatalm:
"Bir şeyin helal olduğuna delil gerekmez, haram olduğuna delil
gerekir."
Yani şari' helalleri saymaz, haramları sayar, onun
dışındakiler helaldir. Kulağa çok kolay geliyor değil mi? Ama işte insanın
dinini ne kadar ciddiye aldığının sınandığı yer de burasıdır. Bir hadisle
açıklayayım: “Helâller bellidir; haramlar da bellidir. İkisinin arasındaysa
birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim
şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve haysiyetini korumuş olur. Kim de şüpheli
şeylere düşerse, harama düşmüş olur. Bu, tıpkı bir koruluğun etrafında hayvan
otlatan çobanın durumuna benzer, sürüsü her an oraya girebilir. Bilin ki her
hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu ise O’nun haramlarıdır.”
(Müslim, Müsâkât, 107)
İyi de bunun örtünmeyle ne alakası var, demiyorsunuzdur da
ben yine de söyleyeyim. Acizane iki parmak tesettürü dediğim bir örtünme şekli
var. Öyle giyiniyoruz ki bazen eğer hiç kımıldamadan dümdüz durursak kapalıyız,
etekle çorap, eşarpla yaka iki parmak üstüste binmiş, en küçük harekette bir
taraf açılıyor. İşte yukardaki hadisin konuyla ilgisi bu neviden.
E, şimdi sözleriniz birbirini nakzetmiyor mu, diyenler ellerini
klavyeye uzatmadan hemen ekleyeyim: Kendiniz dini yaşarken yapabildiğiniz en üst
düzeyde yaşayın, başkasına anlatırken ise onun yapabileceği en alt seviyeyi,
yapsa daha iyi olacağı ve en kusursuzu birlikte anlatın ki; din bizi tek
seçeneğe mahkum ediyor zannetmesin, harama düşmeden gücünün yettiğini
yapabilsin.
Tesettürlülerden beklenen yüksek dindarlık düzeyine
gelince. Tesettüre yüklenen bu üst düzey temsil bugün birçok kardeşimizin
örtünmeyi bırakma sebebi (kendileri öyle söylüyorlar.) Namaz kılan veya hacca
gitmiş ya da örtülü insanların çok yüksek bir ahlak ve takva düzeyinde olması
gerektiği, bunu yapamıyorsa o ibadeti de yapmasa daha iyi olacağı gibi ya hep
ya hiç'ci yaklaşım tam bir şeytan tuzağıdır.
"Bir de örtülü olacak" veya "Bir de
hacı" vs. şeklinde kurulan cümleleri duyduğumda tek cevabım "Ya bir de
öyle olmasaydı!"dır.

❤️❤️❤️
YanıtlaSil🌸
YanıtlaSil💖
YanıtlaSilBöyle sağlam fikirlere sahip olanlar,bizler için hamd sebebi...
YanıtlaSilBilge bir yazı.Kolaylastiran zorlaştırmayan ,🙏
YanıtlaSilAllah razı olsun.
YanıtlaSil