Blog Arşivi

22 Temmuz 2022 Cuma

NİÇİN ÖRTÜNÜYORUM (2)

Fatma Bayram

(Yazar, Emekli Başvaiz)

Makul insanın her davranışı bir hedefe yöneliktir. Hedefi belli olmayanın hayatı dağınık olur. Hedefin düzgün ve net olması yetmez; o hedefe varmak için girdiğimiz yolun da düzgün olması gerekir. "Vusülsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir" ve "Gaye kadar vasıta da meşru olmalıdır" sözleri, günlük davranışlarımızla ulaşmak istediğimiz hedefler arasında ilkeli bir bağ kurulması gerektiğini hatırlatır.

Peki, tesettürün hedefi nedir? Bazıları baktırmamak, diyor. Kimimiz buna karşı çıkıyor, istediğim gibi giyinir, davranırım, erkekler bakmasın, diyor. Kimimiz de baktırmayacağım diye helalleri bile haram kılan dar yollara giriyor. Evet, Kur'an bizi, konuşma ve yürüme biçimlerimiz hakkında uyararak, kalbinde hastalık olanları tahrik etmemeye çağırır. (Dikkat ederseniz erkeklerle konuşmayın veya sokağa çıkmayın, demez. Konuşurken maruf vechile, yürürken ciddiyetle, kırıtmadan yürüyün, der.)

Şartlara riayet ederek giyinen ve davranan her kadın, kadın olmaktan önce, insan olarak toplumun her kesiminde bulunabilir, iş görebilir. (Hadis ve siyer kaynaklarına müracaat)
Gelelim Kur'an ve Sünnet'e göre tesettürün (üzerinde ittifak edilen) şartlarına:

  • El ve yüz hariç tüm bedenin örtülmesi (el ve yüzdeki zinetlere izin verilip verilmemesi tartışmalı bir konudur. Acizane tercihim caiz olduğu yönündedir.) (Elmalılı merhum, caiz kavramı için yapılmasında mahsur olmasa da sınırda bir davranış olduğu için terki evla olan şey, der.) (kısaca, bir şey caizse siz takva olanı tercih ederek onu yapmasanız da yapanı kınayamazsınız)
  • Cildi gösterecek derecede ince olmaması
  • Vücuda yapışacak şekilde dar olmaması
  • Karşıdan bakıldığında erkek zannedilecek kadar baskın bir erkeksi görünüm olmaması (buna sebebiyet vermeyecek şekilde uzun bir gömlek, tunik, vs`nin altına pantolon giyilmesinde mahsur yoktur.) (siz yine de kalbinizin sesini dinleyin) (illa pantolon giyecek olan kadınlara feminen modeller seçmeleri kişisel tavsiyemdir.)
  • Arkasında iz bırakan ağır parfümler sürülmemiş olması
  • Karşıdan bakıldığında gayr-ı müslim zannedilecek şekilde olmaması (misal rahibe kıyafeti..) (Yoksa pardesü batıdan geldi, giyilmez denilmez. Absürt olur.)

Öncelikle bu yazı dizisinin (ismiyle müsemma olarak) kendi idrak ve kavrayışımı açıklamaktan başka bir amacı olmadığını -hele fetva konusuna hiç girmediğini- belirterek başlayayım. Fetvada en yetkili merci Din İşleri Yüksek Kurulu`dur. Benim kanaat ve görüşlerim de o çerçevenin dışına çıkmaz.

Sonra da ilkelerini saydığımız örtünmenin amaç ve hedefinden ne anladığımı kısaca paylaşayım. (birvaizeye adrenalin mi gerekiyor, nedir?)

Önce şunu belirteyim: (kanaatimce) tesettür ve iffet birbirinin ayrılmaz parçası değildir. İffetsiz örtülüler olabileceği gibi iffetli örtüsüzler de elbet vardır. Bununla birlikte iffet ve tesettür kavramları aynı ayette, birbirini tamamlayacak şekilde peş peşe zikredilmiştir. Ayetlerde iffet kadın ve erkeğe (sıralamaya bakacak olursak önce erkeğe) ayrı ayrı farz kılınır. (yani sadece kadının vazifesi değildir.) iffetin mukaddimesi de bakışlara bağlanır. Buradaki bakıştan maksat, cinsel içerikli anlam taşıyan bakışlardır; yoksa kimse kimseye hiç bakmayacak değildir. Israrlı ve anlamlı bakıştan sakınılır, güzellikler ibda edilmez, yürüyüşe ve konuşmaya varıncaya kadar ciddiyet korunur. Yani örtünme sadece giyime indirgenmez, halimizi tavrımızı da içine alan bir bütündür.

Ayete göre tesettürün hedefi; (tarihsel bağlamı göz önünde bulundurmakla beraber, onunla mukayyet düşünmeden söylüyorum) "tanınmaktır." Bir daha söylüyorum tanınmak! Metinde "a-r-f" kökünden gelen "yu'rafne" kullanılmış. Haddimi aşmış olmazsam arefe ile alime arasındaki farka dayanarak bu tanınmanın sezgisel bir kanaat oluşturacak şekilde düzgün bir izlenim bırakmak olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca örtünmenin bir sembol olduğunu söyleyenlerin haklı olduğunu, zira örtünün dünyanın her yerinde müslümanlığı sembolize ettiğini, bu sembolü taşımanın kendisine ağır geldiğini ve bırakmak istediğini dile getirenlerin de sadece örtüyü değil, inançlarını cesaretle zahire taşımanın özgüvenini de bıraktıklarını ekleyebilirim.

İnanç, takva, dindarlık gibi manevi asılların, görünür fer'lerle temsil edilmemesi durumunda (dinin bütün görünür alametlerini terk eden erkeklere bakabiliriz bu konuda) iç dış bütünlüğünü, yani kişisel tevhidimizi parçalamış olacağız.

Dün gece seyyidül istiğfar duasını okurken, peygamberimiz tarafından sabah akşam okunması tavsiye edilen bu duanın (lütfen anlamını okuyun ve kapsamı üzerinde birkaç dakika düşünün) İslam'ın organik yapısına işaret ettiğini fark ettim birden. Elmalılı'nın dediği gibi vahiy öyle bir kaynaktan gelmişti ki, O'nun kurduğu sistemde bir şey her şey ve her şey bir şey içindi. Bedenimiz gibi organik bir bağla bağlıydı tüm unsurlar.
Biz insanlar ise illa bir şeyleri eksik yaparız, bu da sistemi bozar (meleklerin itirazını hatırlayın). O eksiği dua ve zikirle kapatırsınız (Furkan Suresi son ayete bakın).
Tesettür de bu sistemin bir parçasıdır. Amacı kadının, kadınlığından gelen avantajı kullanmadan (bunun örneklerini iş hayatının her aşamasında görebilirsiniz), bir insan olarak aklı, birikimi, emeği ve diğer katılımlarıyla toplumda yer almasıdır.
Ayrıca (tahminim) tesettür sayesinde ve iki cins arasında koyduğu diğer ilşki kurallarıyla Rabbimiz kadın-erkek arasındaki cazibeyi korumak istemektedir. (ki bu durum psikolojik açıdan büyük ölçüde kadının lehinedir.)

İslam Ansiklopedisinden tesettür maddesini okuduysanız orada hımar ve cilbabın tanım ve kapsamını gördüğünüz gibi teberrüc kavramını da görmüşsünüzdür. Buna göre, teberrüce düşmemek kaydıyla Müslüman kadın, örtüsü, vakarı ve ciddiyetiyle toplumun her kademesinde bulunabilir, iş tutabilir. Giyimi, konuşması ve davranışlarıyla kadınlığını sergileyip kullanmayan bir kadından da etkilenen erkeğe düşen saygıyla başını eğmek, kendini korumaktır.

Herkes kendini gayet iyi bilir. Çizginin aşılmak istendiğini daha ilk adımda hissederiz. O durumda çizgiyi belirginleştirmeyi tavsiye ederim. Bir iş görülürken ihtiyacı aşan muhabbetler, özele girilen sohbetler, sınırların kaybolduğu yakınlaşmalar Allah'ın razı olacağı haller değildir. Dönüp dolaşıp huzuruna varacağımız Rabbimize bağlılığımız dürtülerimizi kontrol etmekte en büyük yardımcımızdır.

Konuyu toparlamaya çalışırken bir giyim şeklinin caiz olduğunu söylediğinizde sizden delil isteyenlere bir usul kaidesini hatırlatalm: "Bir şeyin helal olduğuna delil gerekmez, haram olduğuna delil gerekir."

Yani şari' helalleri saymaz, haramları sayar, onun dışındakiler helaldir. Kulağa çok kolay geliyor değil mi? Ama işte insanın dinini ne kadar ciddiye aldığının sınandığı yer de burasıdır. Bir hadisle açıklayayım: “Helâller bellidir; haramlar da bellidir. İkisinin arasındaysa birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve haysiyetini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur. Bu, tıpkı bir koruluğun etrafında hayvan otlatan çobanın durumuna benzer, sürüsü her an oraya girebilir. Bilin ki her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu ise O’nun haramlarıdır.” (Müslim, Müsâkât, 107)

İyi de bunun örtünmeyle ne alakası var, demiyorsunuzdur da ben yine de söyleyeyim. Acizane iki parmak tesettürü dediğim bir örtünme şekli var. Öyle giyiniyoruz ki bazen eğer hiç kımıldamadan dümdüz durursak kapalıyız, etekle çorap, eşarpla yaka iki parmak üstüste binmiş, en küçük harekette bir taraf açılıyor. İşte yukardaki hadisin konuyla ilgisi bu neviden.

E, şimdi sözleriniz birbirini nakzetmiyor mu, diyenler ellerini klavyeye uzatmadan hemen ekleyeyim: Kendiniz dini yaşarken yapabildiğiniz en üst düzeyde yaşayın, başkasına anlatırken ise onun yapabileceği en alt seviyeyi, yapsa daha iyi olacağı ve en kusursuzu birlikte anlatın ki; din bizi tek seçeneğe mahkum ediyor zannetmesin, harama düşmeden gücünün yettiğini yapabilsin.

Tesettürlülerden beklenen yüksek dindarlık düzeyine gelince. Tesettüre yüklenen bu üst düzey temsil bugün birçok kardeşimizin örtünmeyi bırakma sebebi (kendileri öyle söylüyorlar.) Namaz kılan veya hacca gitmiş ya da örtülü insanların çok yüksek bir ahlak ve takva düzeyinde olması gerektiği, bunu yapamıyorsa o ibadeti de yapmasa daha iyi olacağı gibi ya hep ya hiç'ci yaklaşım tam bir şeytan tuzağıdır.

"Bir de örtülü olacak" veya "Bir de hacı" vs. şeklinde kurulan cümleleri duyduğumda tek cevabım "Ya bir de öyle olmasaydı!"dır.






6 yorum:

VAKIF KURAN KADINLAR

F. Hil âl  FERŞATOĞLU ADRB İl Koordinatörü/Vaiz “Ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden b...