Fatma Bayram
(Yazar, Emekli Başvaiz)
Tesettür konusunun inanç, uygulama, kabul, terk, kapsam,
model, karışma, karışmama, temsil, kişisel tercih vs bütün açılardan tartışıldığı
ve her gün en az iki üç soru, sorgu, imdat çığlığı içeren mesajlar aldığım
bugünlerde içime dönüp bu konuyu enine boyuna deşmeye ve ulaşabildiklerimi
buradan paylaşmaya çalışacağım. Dua beklerim.
Öncelikle neden örtünüyorum diye kendime en derinden sorduğumda yok kadın bir
mücevherdir, yok örtü onu korur vs açıklamaların hiçbirinin beni tatmin
etmediğini, aslında sadece Allah'ın emri olduğu için örtündüğümü görüyorum.
Örtülü olmasaydım da bal gibi korurdum kendimi.
İslam hukukunun altın kurallarından biri "hüküm hikmete bina olunmaz,
illete bina olunur" prensibidir. (Bunu, dini bir kural içeren her hüküm
cümlesine uygulayabilirsiniz) Yani, bir amelin farz/haram olması, onun
hikmetlerine değil, dini metinlerde o hükmü çıkarabileceğimiz kesin bir delilin
olmasına bağlıdır. Misal, teheccüdün hikmetlerine dair epey bir ayet ve hadis
olmasına rağmen o değil öğle namazı (veya farz olan diğer namazlar) farzdır.
Cenabı Hak tesettürün hikmetine dair çok söz söylese ama farz kılmasaydı şahsen
yapar mıydım, emin değilim.
Allah hikmetsiz emir buyurmaz elbet. Hikmet arayışı ömür boyu sürer. Amele
geçirmek ise emre bakar. O söyler, biz yaparız. İnanmak budur.
Yapamadıklarımız da olur elbet. O zaman da bir kul olarak tevbe eder, af diler,
yapabilmek için yardım umarız (bu adem'in yoludur); emri gereksiz görmeyiz (bu
da şeytanın yoludur). Allah'ın emri olduğu için örtünüyorum. Peki, bunun Allah'ın
emri olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorum?
(Zira kolay değil arkadaşlar. Yazı-kışı bir tarafa, yeri geldiğinde "okuma yazman var mı abla" sorusuna muhatap olmuşluğum var. Farz olduğuna inanmadığım bir şeyi yaparken bu bedelleri ödemeyi göze almak için nasıl bozuk bir kafaya sahip olmam lazım, bir düşünün.)
Şimdi, tam burada bir yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz: Ben, kendi içimde, bir konunun dindeki yerini belirlerken, devam eden vahiy sürecindeki peygamber tatbikatına ve ona en yakın çağlardaki (ilk üç nesil diyelim) ulemanın anlayışına, bugün yazıp çizen herkesin görüşünden daha çok önem veririm. (Kendimi anlatıyorum burada, herkes arkasından gideceği kişiyi seçmekte hürdür.)
Örtünmeyle ilgili emir hicretten yaklaşık iki sene sonra indi. Bütün Müslüman kadınlar, başları, hatta bazıları yüzleri dahil örtündüler, ayeti öyle anladılar, öyle uyguladılar. Meğer hepsi yanlış anlamış ve bunu düzelten bir ayet gelmemiş mi? Müslümanların bazı lokal yanlışları üzerine bazen bir sure, bazen onlarca ayet inerken, böyle kapsamlı bir yanlış (!) olduğu gibi bırakılmış mı? Modern dönemlere gelinceye kadar kimse bu yanlışın farkına varmamış (hatta işlerine gelmiş) da şimdi mi anlaşılmış? Arkadaşlar benim aklım bana diyor ki her ilimde en son söz kıymetlidir; din ilmindeyse kaynağa en yakın söz. (zira sadece onların geri bildirim yapma şansı var) ayrıca aklım görüş değiştireceği zaman yaptığın alışverişe dikkat et, kimi verip kimi aldığına iyi bak, diyor. Bir tarafta ilk nesilden itibaren sahabe, tabiun, mezhep imamları, fukaha, müfessirin var, diğer tarafta... Bu alışverişte akıllı olanın nereyi seçeceği bellidir. Biliyorum avami, genellemeli ve indirgemeci hususlar var bu açıklamada. Sade ve basit düşünmeyi sever, bağlantıları doğru bir zemine inşa etmişsem dümdüz devam etmeyi tercih ederim. Detaylar TDV İslam Ansiklopedisinin ilgili maddelerinde, tefsir ve fıkıh kitaplarında.
Geldik, niçin böyle örtünüyorum sorusuna.
Tesettürün anlatıldığı ayetlerde (bunların hangileri olduğunu bahusus belirtmiyorum, lütfen biraz zahmet. Ne savunan biliyor kitabı, ne inkar eden..) şekil ve sınırın - elbette kastı mahsusla- muğlak bırakıldığı malum. Peygamberin izahı ve tatbikatından anlıyoruz ki bunun ittifak edilen asgari sınırı el ve yüz müstesna bütün bedendir. (dere kenarında çamaşır yıkayan, pirinç tarlasında çalışan, mahallenin fırınında hamur yoğurup ekmek yapan, evlere temizliğe giden vs kadınlar için "zaruretler mikdarlarınca takdir olunur" kuralına binaen tanınan istisnaların detayları klasik dönemden itibaren fıkıh kitaplarımızda mevcuttur.) (ne sanmıştınız, dünyadaki tüm kadınlar biz 21.yy şehirli kadınları gibi mi yaşadılar/yaşıyorlar?)
Efendim, saçın örtülmesi gerekmiyormuş (bu da ayrı bir
cahillik, saç olmasa da örtü farzdır, mesele saç baş değildir), ayet
yakalarınızın üzerini kapatın diyerek dekolte giymeyin diyormuş gibi kelime oyunlarına
karnımız neden tok? İki
sebebi var: birincisi ilk kısımlarda açıklandı.
İkincisi ayette geçen humur (tekili hımar) kelimesi başörtüsü demektir. Bir
zaman, yahu bunlar bu kadar cesaretle savunuyor şu kelimeye bir bakayım dedim
(cahil cesareti), elimdeki 5-6 arapça lugatta (ki içlerinde hıristiyan
arapların yazdıkları da var) kelime "başa örtülen örtü" olarak
açıklanıyor.
Şimdi ben size soruyorum: Çoraplarınızı dizinize kadar
çekin, desem, bundan ayaklarınız açık kalabilir anlamını çıkarabilir misiniz? Başörtünüzü
yakalarınızın üzerine çekin dendiğinde mugalata yapmayan, dürüst kişinin
anlayacağı başın da örtülü olacağıdır ki zaten peygamber döneminden bugüne
uygulama böyledir.
Çeşitli nedenlerle örtünemeyen kardeşlerime tavsiyem
"tamamı yapılamayanın tamamı terk edilmez" kuralınca olabildiğince
örtünmeleridir. (Günah olmaz demiyorum, diyemem. Allah hepimizi affetsin)
İçlerinde bu kadar alim-ulema, edib-udebanın bulunduğu bu
mecrada söz söylemekten sarfı nazar etmek, elleri dize koyup talebe olmak
lazımsa da nereden geldiyse üzerimize bir cüret gelmiş, konuşturuyor da
konuşturuyor. Neyse efendim, siz bizi mazur görür acemiliğimize verir, idare
edersiniz. Sizde bu ali cenaplık varken bizdeki cesaret alır başını gider ve
bakın neler neler dedirtir.
Efendim, ahkama dair nasslarda bazen kilit bir kelime nin
anlamı (detayları usulü fıkıh kitaplarında anlatılan çeşitli nedenlerle) yorum
gerektirecek şekilde kapalı olabilir, yahut diğer bazı ayetlerde de uygulamaya
yönelik gerekli birtakım detaylar verilmez. Rabbimiz elbet bunu bilerek ve
çeşitli hikmetlere mebni yapmıştır. Zira yorum zarureti, içtihad
farklılıklarını, o da şeriatın kapsayıcılığını doğurur. Yani fıkhi ihtilaflar
(bu mecradaki bilginlerimizin deyişiyle bir hocanın şöyle diğerinin böyle
demesi) biz Müslümanlar için bir rahmettir. O sayede her coğrafya ve şartta
yaşayan insan, İslam dairesi içinde kalarak dinini hayata aktarma şansı bulur.
Yazdım yazdım, hala asıl söyleyeceğime gelemedim. Eveleyip
gevelemeyi bırakıyor ve işte söylüyorum: Kur'an ve sünnet bize örtünün hedef ve
ilkelerini söyler fakat bu hedef ve ilkelerin pratiğe hangi renk, model ve
malzemeyle aktarılacağını dayatmaz. Bu alanı bize bırakır. Gerçi içimizden
bazıları Şari'nin bıraktığı bu genişliğe bizim layık olmadığımızı düşünerek siz,
sizin için en hayırlı olanı bilemezsiniz diyerek tüylerimizi diken diken eder
ve bizim için uygun gördükleri rengi, modeli, kumaşı dayatırlar amma biz de şu
kadarcık bilgimizle öğrenmişizdir ki harama helal demekle helale haram demek
arasında Yüce Allah'a saygısızlık etmek bakımından fark yoktur. Allah ve
resulünün belirlediği ilkelere uygun olması şartıyla istediğimiz renk, model ve
malzemeyle gerçekleşebilir örtünme.

Allah razi olsun hocam devami gelsin insallah
YanıtlaSilKıymetli Hocam ne güzel ifade etmişsiniz yine o güzel naif anlatımınızla ruhumuza dokunarak nakletmişsiniz bizim için tesettürün önemini. ❤ Benim duygumla da iman kalben aşkla bütünleşiyor ve Yaratıcımız bizim iyiliğimiz yönünde haram ve helal olanı âyetlerimize bildiriyor ki Şu hissiyat bile yetiyor kalbimize nakşetmemize; Yüce Mevlâmızın bizden uymamızı ıstediği hiç bir kural kaideye ihtiyacı yok ki ,Kudret iradesi sonsuz Mevlâmız neyi bizden istiyorsa helal ve haram kıldığı herşey bizim her mânâda iyiliğimiz yönünde. Benim şahsım adına Rabbim istediyse tamamdır o herşeyi bilen herşeye Kâdir olan ben kimim ki aciz abd kuluyum Mevlâmın. Rabbim bu bilinçle hissiyatla ömrümüzü;sırat-ı müstakim üzerine kalbimizi, ayaklarımızı,dilimizi ruhumuz tüm varlığımızı sabit kılıp bir nefes dâhi bizi bize bırakmadan yolunda daima yoldaş eylesin bizleri, tüm Ümmet-i Muhammedî. Bu güzel anlamlı yazınıza çok teşekkürker Kıymetli Hocam sağlık sıhhat afiyetle Rabbim ömrünüzü sevdiklerinizle beraberce göz aydınlığı ömür ihsan eylesin; sağolun varolun Rabbim sizden ve bu güzel yazınızı okumamıza vesile olan herkesten ebeden daimen Razı olsun 🌺🌺🌺
YanıtlaSilAllah razı olsun kıymetli hocam
YanıtlaSilDuacıyız, Allah razı olsun💙
YanıtlaSilAllah razı olsun.... güzel kelamlı, güzel hocam ...
YanıtlaSilAllah razı olsun.
YanıtlaSilMaddi-Manevi İntibaha, Ferece, İnkişafa, Sürûra, Huzura, Sulha, Feraha, Sekinete, Selamete, İttifaka, İttihada, Hâkk'a ve Nur'a giden hayat anlayışımız olsun... Yüce Rabbimin Yardımıyla İnşàAllah♡
YanıtlaSil